06 Ekim 2007

ADALAR POSTASI-144: ordular ilk hedefiniz adalar!

ADALAR POSTASI
24 Ekim 2005

Ekonomist Dergisi'nin Ekim 2005 sayisinda TSKB-Gayrimenkul Degerleme A.S. Degerleme Uzmani Ozdil Basturk tarafindan hazirlanarak kapak konusu yapilan “Adalar Kalabaliga Bakan Issizlik” baslikli raporu gonderiyoruz Adalar Postasi’ndan bu defa!

Tuketim canavarinin tabir yerindeyse agzinin suyu akarak avlamak icin pusuda bekledigi, dogal ve kentsel sit alani olmasi nedeniyle henuz firsat bulup kemirip de midesine indiremedigi, Istanbul'da tarihi kimligi ve dogal dokusu nispeten korunmus olarak kalan son nokta Adalar da hedef olarak sunuluyor sonunda!

Kalabalik ordular ilk hedefiniz issiz Adalar!

Oltanin ucuna vaktiyle isaret ettigimiz gibi Maltepe Iskelesi, dogalgaz ve akulu arac yemleri takilmis durumda!

“Adalar’da Insaat Kosullari”ayri bir baslik altinda incelenmis; muteakiben “Arsa Var Ama Insaat Maliyetli” denmis. “Ada’ya nasil tasinilir?” basligi altinda deginilen hafriyat malzemeleri ve diger malzemelerin at arabalariyla tasiniyor olmasindan dogan yuksek maliyet kusuru (!) da bildiginiz gibi bir suredir gundemde tutulan yuk tasimasinda akulu arabalarin getirilmek istenmesiyle cozulecek! “Adalar’da ulasim fayton ve at arabalariyla saglanir” diyen karara ragmen yoktan var edilen “motorlu tasit” ile “akulu tasit” kavram karmasasi kisvesi altinda yaratilan boslukla zaten her birimizin de defalarla sahit oldugu gibi gerek akulu araclar gerekse kamuya ait olup hizmet disi servis yapan motorlu araclar Ada sokaklarinda cirit atmakta!

“Dogalgazin gelmesiyle yakit sorunu, Maltepe Vapur Iskelesi’nin acilmasiyla ulasim sorunu cozulecek! Adalar’in yildizi 2007’den itibaren parlayacak!”mis!

Peki ya kisa zamanda tuketilecek Istanbul’daki bu son bakir alanin yildizi ne zaman sonecek? Pek yakinda! Tuketim canavarinin midesine inen Adalar da tipki daha oncekiler gibi hizla sindirilip diskilanacak! Peki ya ondan sonra? Sirada?

)O(

ADALAR POSTASI-143: dareios'un koprusu'nu de isteruk!

ADALAR POSTASI
22 Ekim 2005

Istanbul Buyuksehir Belediyesi’nin buyuk baskani Kadir Topbas soyle buyurmus:

“Birinci kopruye zamaninda karsi cikildi, ama simdi ucuncusunu konusuyoruz. Belki yarin besincisini konusacagiz.”

Aman bir, üç, bes derken hazir eli degmisken MO 551’de Pers Krali Dareios’un Iskitlere karsi savasa giderken 700bin kisilik ordusunu Trakya’ya gecirdigi kopruden ilhamla, Rumelihisari ile Kandilli arasina da iskartaya cikaracaklarini mujdeledikleri Sehir Hatlari Vapurlari’ni yan yana dizmek suretiyle bir kopru kurar insallah!

Boylelikle Samoslu mimar Mandrokles, vaktiyle Bosporos’un iki yakasini nasil gemilerle birlestirdiyse Artvinli y. mimar Dr. Kadir Topbas da bugun Bogaz’in iki yakasini boylece birlestirecektir! Ve sonrasinda Dareios nasil tastan tahtina kurulup da 700bin kisilik ordusunun gecisini seyrettiyse Tayyip de simdilik 11milyonun gecisini oyle seyredecektir tahtindan!

Tarih tekerrur ediyor iste: nasil Dareios’un oglu Kserkhes ayni prensiple Hellespontos’un agzina da bir kopru yaptiysa Kadir’in oglu Huseyin de Canakkale Bogazi’na bir kopru dosenecektir vesselam!

Bugune degin bu sehr-i Istanbul’un basina gelen suphesiz en buyuk felakettir Topbas! Dalan’i coktan gecmis; Menderes ile de kiyasiya yarismaktadir evelallah!

Bu arada Sivriada’ya Mevlana heykelinin pesi sira Halic’e de vaktiyle Leonardo da Vinci’nin tasarladigi koprunun cagdas bir yorumunu yapacakti. Sonra bir de boynuzdan bir kopru! Ve daha turlu zirva!

)O(


http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=11959&cat=7

Kenti Şekillendiren Uluslararası Taşımacılık
Bağımsız İletişim Ağı
21/10/2005


20 Ekim 2005
Kema Özmen

Meslek odalarının, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının hiçbir şeklide çözüm olmayacağını belirtmesine karşın, İstanbul Boğazı'na yapılacak üçüncü bir köprü, kamuoyunda gizli yürütülen projelerle 9 yıldır idarenin gündeminden düşmüyor.

Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin AKP'li üyeleri üçüncü boğaz köprüsüne projeyi görmeden ve güzergahı bilmeden "evet" dediler. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kararı veto etti ve kararın belediye meclisi tarafından onaylanmasından habersiz olduğunu söyledi.

Mimarlar Odası Çevre Etki Değerlendirme Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı ve İnsan Yerleşimleri Derneği'nden Korhan Gümüş, üçüncü köprünün sürekli olarak neden gündemde tutulduğunu, üçüncü bir köprünün çözüm olup olamayacağını, kentin tamamını etkileyecek kararların nasıl alınması gerektiğini bianet'e değerlendirdiler.

Yapıcı, üçüncü köprünün gündemde tutulmasında, Uluslararası sermayenin Avrupa'yla Asya arasında transit yük taşımacılığında İstanbul'un koridor kent olması yönündeki planının etkili olduğu görüşünde.

Yapıcı,ayrıca İstanbul'un doğu-batı istikametinde büyümesi öngörülen bir kent olmasına karşın varsılların öncülüğünde kuzeye yaşanan akının da üçüncü köprü için baskı oluşturduğunu düşünüyor.

Korhan Gümüş, üçüncü köprüyü sürekli gündeme taşımak isteyen, aralarında çok sayıda siyasetçinin de olduğu bir lobinin bulunduğunu söylüyor.

Kararların oldu bittiye getirilmesinin ve kamuoyundan gizlenmesinin arkasında sivil muhalefetten gelecek kararlı tepkiyi bertaraf etme amacı olduğunu belirten Gümüş'e göre, "Bu nedenle bu tür gizli kapaklı operasyonlarla iş yürütülmeye çalışılıyor."

Yapıcı: Köprü gündemde tutularak insanlar bu fikre alıştırılmak isteniyor

Mimarlar Odası Çevre Etki Değerlendirme Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı, "Sorun bir köprü sorunu değil. İstanbul'un tahribatı söz konusu ve yapılanlar hukuk dışı" diyor.

Yapıcı, İstanbul Boğazı'na üçüncü köprü projesinin uzun yıllardır sıcak tutularak ve gündemden düşürülmeyerek insanların bu fikre alıştırılmak istendiğini söyledi.

Yapıcı, üçüncü köprünün gündemde tutulmasının başlıca nedenlerinden birinin de, uluslararası sermayenin Avrupa'yla Asya arasında transit yük taşımacılığında İstanbul'un koridor kent olması yönündeki planı olduğu görüşünde.

"Üçüncü köprü Karadeniz oto yolu yapılırken gündemdeydi. Karadeniz oto yolunu kullanan uluslararası sermaye transit yük taşıyıcılığında karşıya geçmek için bu köprüyü istiyor. Türkiye ekonomisi içinde bulunduğu durum itibariyle baskı altındadır ve ülkeyi yönetenler buna direnememektedir. Bir köprü yetmeyecektir, Çanakkale Boğazı ve İzmit körfezi köprüleri de ilerleyen günlerde gündeme gelecektir."

Kuzeye yaşanan akın baskı oluşturuyor

Yapıcı, İstanbul'un doğu-batı istikametinde büyümesi öngörülen bir kent olmasına karşın varsılların öncülüğünde kuzeye yaşanan akının da üçüncü köprü için baskı oluşturduğunu düşünüyor.

"Öngörülen büyümenin aksine maalesef varsılların kuzeye kaçak yerleşimi, kuzeye yapılan ve yapılması planlanan cazibe projeleri (Formula 1, Koç Üniversitesi gibi) bu bölgeye akın edilmesine neden oldu. Bunun trafik yükünü karşılamaktan sistem kendini sorumlu tutuyor. Buralarda yaşayanların kente entegrasyonu 3. köprü için bir baskı oluşturuyor."

"Yapılan köprüler insan değil, araç taşımaktadır" diyen Yapıcı, toplu taşımacılığı göz ardı eden kent içi ulaşımı gittikçe pahalı hale getiren yanlış politikaların sonucunda, insanlar için bıktırıcı bir hal alan trafik yoğunluğunun halkı ikna etmek için bahane olarak kullanıldığını belirtti.

"Boğazın köprüler çöplüğüne döneceğini başından beri söylüyoruz"

Köprülerin İstanbul ulaşımında çözüm olmayacağını ifade eden Yapıcı, "Mimarlar Odası olarak ilk köprü konuşulmaya başlandığından bu yana köprünün çözüm olmayacağını, bu anlayışın boğazı bir köprüler çöplüğüne dönüştüreceğini ifade ediyoruz. Köprü ve çevresindeki bağlantı yolları plansız bir şeklide kendi yaşam alanlarını üretiyor. İstanbul'un göç baskısı altında olduğu da düşünüldüğünde her şey kolaylaşmak yerine daha da zorlaşacaktır" dedi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından hazırlanan Ulaşım Master Planı'nda İstanbul'un kent içi ulaşımının toplu ve raylı taşımayla, deniz taşımasının entegrasyonuyla mümkün olabileceğinin yer aldığını hatırlatan Yapıcı, İstanbul'un sorunlarının doğru bir kent planlaması ve ulaşım politikasıyla çözülebileceğini söylüyor.

Yapıcı, bunların yapılması için de, saydam, meslek odalarının, üniversitelerin ve yerel yönetimlerin de içinde olduğu bir yapı oluşturulmasını istiyor.

Yapıcı, "Ürkünç olan, iş başında bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçim döneminde kesinlikle boğazın yeni bir köprüyle geçilmesine karşıydılar" diyor.

Topbaş'ın vetosunun Arnavutköy-Vaniköy güzergahına olduğunu savunan Yapıcı, Başbakan Erdoğan ve Topbaş'ın daha kuzeyde bir köprü önerisine sıcak baktıklarını ileri sürdü.

İstanbul Belediye Meclisi'nin planlama hukukuna aykırı bir şekilde karar almasını eleştiren Yapıcı, "Belediye Başkanı'nın bile önüne geldiğinde gördüğü bu kadar stratejik bir karar nasıl ve kimler tarafından alınmıştır? Meclise sunulan tam olarak nedir? Bu karar hangi plan değiştirilerek alınmıştır?" gibi konuluların bir an önce kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade etti.

Gümüş: İstanbul'un kent reformuna ihtiyacı var

Belediye Meclisi'nin son aldığı kararın İstanbul'un kuzeyini yapılaşmaya açmaya yönelik bir adım olabileceğine dikkat çeken Korhan Gümüş, şöyle devam etti:

"Karar veto edildikten sonra 'bakın köprüyü kuzeye aldık' demelerinin çok daha kolay olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak bu iş daha karmaşık. Ben iki yaklaşım arasında böyle gizli bir ittifak olmasından çok yeni köprünün iki köprünün arasına yapılması gerektiğini ısrarla savunan siyasi bir grup olduğunu düşünüyorum."

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nin kamuoyundan gizli bir şekilde üçüncü köprü projesine onay vermesini eleştiren Gümüş, "Bu bir tesadüf değil tipik bir olay. Belediye Meclisi'nin kararı İstanbul'un bugüne kadarki ulaşım kararlarının nasıl alınmış konusunda fikir veriyor. Kararlar bilgi paylaşımı olmadan alınıyor Sorun köprünün yapılıp yapılmamasından çok, kararının nasıl alındığına ilişkin. Asıl kriz de burada yatıyor" diyor.

"Kent kendi geleceğini demokratik şekilde planlamalı"

Sorunun temelinde ciddi bir planlama eksikliği yattığını belirten Gümüş, İstanbul'un kent reformuna ihtiyacı olduğuna dikkat çekiyor.

İstanbul metropoliten planının sadece otomobil odaklı olmasının, ulaşımı tek boyutlu hale getirdiğinin altını çizen Gümüş, çözümü köprüde kavşakta değil de bilgi de gören çok aktörlü alternatif ulaşım planlarına ihtiyacı olduğunu ifade etti.

İstanbul'un ihtiyaçlarının Ankara'da merkezi yönetim tarafından belirlenmesinin mümkün olamayacağını belirten Gümüş, "Kent kendi geleceğin kendisi demokratik bir şekilde planlamalı" diyor.

Topbaş: "Kuzeyde, arazileri tehdit etmeyen bir sistem oluşturmayı hedefliyoruz"

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş 3. köprüyü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın yapacağını ve Meclis'te büyük bir ihtimalle projelerin karıştırıldığını söyledi.

Topbaş, gazetecilerin, 14 Ekim'de İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nce onaylanan 'İstanbul Boğazı Raylı Sistemli 3. Karayolu Geçişi'ne ilişkin sorularını şöyle yanıtladı:

"Meclisin aldığı kararı, 1/25.000 nazım planları çerçevesinde yeniden değerlendirmek üzere dün (pazartesi) iade ettim. Meclisin, 3. köprüyle ilgili Başbakan'ın geçmişte düşündüğü kuzeydeki yerle karıştırmış olabileceğini tahmin ediyorum. İki köprü arasında karayolu taşımacılığı yapacak bir 3. köprünün yapılmasını mimar olarak doğru bulmuyorum.

"Kentiçi köprüsü haline gelmiş iki boğaz köprüsünde, kentlerarası ve uluslararası taşımacılık ciddi problemler oluşturuyor. Özellikle Gebze'den itibaren daha kuzeyde İstanbul'u etkilemeyecek bir ulaşım aksı olması daha doğru bir düşüncedir.

"Daha kuzeyde, arazileri tehdit etmeyen ulaşım ana akslarına oturan bir sistemin oluşturulmasını hedefliyoruz. Birinci köprüye zamanında karşı çıkıldı, ama şimdi üçüncüsünü konuşuyoruz. Belki yarın beşincisini konuşacağız. İstanbul'un siluetini bozmayan, estetiği ve çevreye saygılı köprüler her zaman için yapılabilir." (KÖ)

http://www.bianet.org/php/yazdir.php?DosyaX=../2005/10/20/69093.htm

ADALAR POSTASI-142: araba sevdasi!

ADALAR POSTASI
22 Ekim 2005

”Araba Sedasi"yla yanip tutusanlarin bilmem kacinci kopru senaryolarina karsilik

Ergin Sezgin’in “uyum ve uyuma” uzerine yazisina ek olarak Penguen'de yayimlanmis bir karikature cizdigi 101. Bogaz Koprusu
http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/692

ile

Korhan Gumus'un, "Kent Yonetimi'ne Acik Cagrisi"
http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/688

ve de

Omer Madra'nin, Kainatin Tefrikasi'nda yayimlanan "Iklim Degisikligi"
http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=11910&cat=26

yazilari huzurlarinizda!

+ Turkce karakterlerden kaynaklanan okuma zorluklari icin ilgili yazilarin alindigi sayfalarin adresleri verilmistir!

http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/692

Avrupa Birliğine uyum derken bu uyumu uyutma olarak yorumlayanların yaptıklarını izlemeye devam ... Uyum ile ilgili yasalar çıkıyor diye ümitlenenlerimiz oldukça uzun sürecek bu uyum(a) sürecinden sonra ''bizler de amma uyutulmuşuz be, Uyum uyum dediler amma da uyuttular ,bravo adamlara'' diyecekler gibi gelmeye başladı.
Uyumsa öncelikle uygulanması gerekenlerin başında belki de en başında kentsel yaşam kriterlerinin olduğunu düşünüyorum...
Ve ayak uydurmaya çalıştığımız o devletlerin kent yaşamına ve ketin yapılaşmasında dikkat ettiği önceliklere...
Şehrin mevcut yapısı bozulmadan planlı bir şekilde büyüyor... Ulaşım ile ilgili kararlar alınıyor ve izinsizi ruhsatsız çivi dahi çakılmıyor.İtalya'nın hemde çok küçük bir şehrinde var olan tek ve küçüçük meydanına çıkan birkaç sokağından birinde yer bir mağaza ikinci katı alıp dükkanına dahil etmek istediğinde yapamazsın demişlerdi. Gerekçe... Şehir yaşamalı...

O dairede yaşayan yaşlı çiftin arabalarını parkedebilmeleri için iki arabalık izin belgeleri vardı...

Otopark sorununu halletmeyen binaya yapı izni, işyerine ruhsat verilmiyordu hala verilmiyor...Gerekçe şehir yaşamalı...

Alışveriş merkezleri şehirlerin içinde yer alamıyor ancak ve ancak belirli mesafe dışında ve belirli kurallara uyarsa ve yine otopark ile ilgili gerekenler yapılırsa de dışına yapılabilirler.
Gökdelenler şehirde sadece ve sadece planlanmış yerlere yapılırlar.Onunu dışında yüksek bırakın yüksek binaları şehrin dokusuna uymayan binaların yapımına bırakın izin vermeyi akıllarından bile geçirtmezler...

Paris'te gökdelenler bölgesi olan Defense'a metro ile 20 dakikada ulaşılabilir. Ki gün içinde çok az kişi özel aracını kullanır. Çünkü gerek yoktur. Yüzyıl içinde şehrin bütün ulaşılabilecek noktalarına altta metro, üstte otobüs gibi otobüslerle bir ağ gibi ulaşım ağları kurulmuş ve bualt ile üstteki araçların arasındada koordinasyon sağlanmıştır.

Avrupa şehirlerinde var olana uyum, planlı yapılaşma ve ulaşım ile ilgili herşey planlanır ve uygulanır. Oralar daki yönetciler içinden açıkları değerlendirmek isteyenler yok mudur? tabii ki vardır ama kanunlar izin vermezler ve herhangi bir yanlışlıkta şehrin gerçek sahiplerini karşılarında bulurlar...

Biz şimdi onlara uymaya çalışıyoruz. Her birimizin ağzında aynı ciklet ''AB 'ye uyum yasaları çerçevesinde''' diyoruz kağıt üzerinde uyarlıyoruz, bir gecede yüzlerce kanun çıkartıp sonra işlerini yapmalarının rehaveti ile dört ay tatile çıkan vekillerimizi alkışlıyoruzda uygulamay gelince işte o zaman özümüzdeki BİZ çıkıyor ve...

Uyumayıp Uymaya çalışanlar ise beş duyu organları açık izliyorlar Avrupa birligine giris icin cikarilan yonetmeliklerin, gercek "sivil katilim"i saglamaktan cok uzak olduğunu da gözlemleyebiliyorlar....
Gerçek bir sivil katılımla alınması gereken kararlardaki ayak oyunlarına gözleri takıldığı içinde kendileri bir oyun tutturamıyorlar...Gercek bir sivil katilimla alinan kararlarda, sivillere de soz ve oy hakki verilir .Ancak bunlar saglandiginda sivil toplum kuruluşlarının ama truva atı gibi olanların değil gerçek sivil toplum kuruluşlarının varligi bir anlam tasir. Bu hakların ne olduğunun belirlenmesi, kamuoyunun bilgilenmesi ve uygulanması için uğraşması gerekenler ise bana dokunmayan yılan, gemisini kurtaran kaptan, benden sonrası tufan (Ekteki karikatür Penguen dergisinde yayınlanan bir karikatürden uyarlanmıştır. tufan ve sonrasını anlatmaya çalışan) rehavetindedirler.

Sivil toplumun oluşması ve etkin bir biçimde uygulanması için gerekenlerin yapılmaması , buna karşılık truva atı sivil toplum kuruluşları oluşturularak hedefin bulandırılması sadece ve sadece bu karışıklıktan fırsat umanların işine yaramaktadır...

Sözün bittiği yerdeyiz ...

Sevgi ve saygılar,

Ergin Sezgin...


NOT: Ekli dosyadaki karikatür de penguen dergisinden...babanın oğluna söylediği sözü bir zamanlar deniz diye değiştirildi. Ve de boğaza yapılan 101. köprü resmedildi...




http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/688

Kent yönetimini ulaşım konusunda politika geliştirmeye davet etmemiz gerekiyor:

Kent yönetimine açık çağrı

3. Köprü projesini ben denizatlıya benzetiyorum. Bir denizaltı gibi kimse görmeden menzile doğru yaklaşıyor. Son anda, su yüzüne çıkınca fark ediliyor. Hatta gazetelerin dediğine göre Belediye Meclisi’nde görüşülüyor, oylama yapılıyor, kimse bilgi sahibi olmadığı için o sırada bile fark edilmiyor. İşin neresinden bakarsanız, bakın ortada bir tuhaflık var. Hatırlarsanız 2005 başında Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım “Arnavutköylüler müsterih olsun. İki köprü arasında yeni bir köprü olmayacak. O bölge tarihi doku” diye bir açıklama yapmıştı. “İstanbul’un hem köprüye, hem de lastik tekerlekli araçlar için bir ikinci tüp geçite ihtiyacı olduğunu” söyleyen Bakan, 3. Boğaz Köprüsü’nün İstanbul’un kuzeyine yapılacağını söylemişti. Bu son operasyonun İstanbul’un kuzeyini yapılaşmaya açmayı hedefleyen 3. Köprü girişiminin önünü açmak için yapıldığı düşünülebilir. Karar veto edildikten sonra “bakın köprüyü kuzeye aldık” demelerinin çok daha kolay olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak bu iş daha karmaşık. Ben iki yaklaşım arasında böyle gizli bir ittifak olmasından çok yeni köprünün iki köprünün arasına yapılması gerektiğini ısrarla savunan siyasi bir grup olduğunu düşünüyorum. Bütün bu gelişmeler iktidarda hangi parti olursa olsun, 3. Köprü’nün Arnavutköy-Vaniköy arasına yapılması konusunda kararlı olan güçlü bir topluluk olduğunu gösteriyor. Nasıl geçmişte iki bakanlık arasında bir yaklaşım farkı varsa, bu bugün de var ve Ulaştırma Bakanlığı’na karşı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 3. Köprü’nün iki köprü arasına yapılması konusunda hala ısrarlı. Sivil ve siyasi temsilcilerden, eski bürokratlardan oluşan bu grup İstanbul’un ulaşım yükü açısından transit geçişin çok büyük bir yer tutmadığını, asıl ihtiyacın iki köprü arasındaki hatta olduğunu iddia ediyor. Demek ki iki farklı çıkar ve ‘konsept’i temsil eden iki ayrı grup var. (Eski Ulaştırma Bakanı da eski hükümette 3. Köprü’den yana olan Bayındırlık ve İskan Bakanı’na karşı Boğaziçi Tüneli’ni savunmuyor muydu?) Ama kent yönetiminin bu konuda ne düşündüğünü, sorunları nasıl yorumladığını kimse bilmiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin içinde beşyüz kişinin çalıştığı söylenen ‘Metropoliten Planlama Merkezi’ var. Burada ulaşım konusunda uzmanlar çalışıyor. Ulaşım Daire Başkanlığı var. Devasa boyutta ihaleler ve hizmet alımları yapıyor. Ama ortada açık seçik bilinen, tartışılan, konuşulan bir ulaşım politikası, planı yok. Ortada birbiriyle çelişen bir dolu yaklaşım var, inanılmaz bir işkence halini alan ve kenti tıpkı deprem gibi tehdit eden muazzam bir sorun var, ama ulaşım sorunun hangi adımlar atılarak çözüleceğine dair bir yaklaşım yok. En yetkili kişiler de dahil olmak üzere, kimse bir şey bilmiyor. Ulaşımla ilgili yerel resmi kurumların, kişilerin bildiği bir tek şey var, dar bir perspektiften konuya yaklaşmak ve Ankara’da iki ayrı bakanlığın geliştirdiği Marmaray, 3. Köprü gibi projelere seyirci kalmak. Bu şaşırtıcı bir durum değil, çünkü kent yönetiminin dev planlama bölümü bir şirkete bağlı çalışıyor, hizmet alımlarını kapalı kapılar ardında yapıyor. Görünüşte sürekli katılımdan, şeffaflıktan söz edilse de, işleyişte tam tersine bir gidiş var. İstanbul hakkındaki kararlar profesyonelliği dışlayan, kamu işlevlerini özelleştiren kapalı kapılar ardında alınıyor. Bu nedenle kent yönetimi hem var, hem de yok. Tepeden inmeci yöntemlerle sorunların çözüleceği zannediliyor. Halkı işin içine katmayan, bilgi paylaşımını önemsemeyen bir yönetim anlayışı var. Diğer tarafta ise bu derebeylik sistemini andıran kamunun kararlarına karşı güçlü bir muhalefet oluştu. Ortaya çıkan sorunlar, çelişkiler siyasetçilerin sürekli tökezlemesine yol açıyor.

Dolayısı ile Problem şu ki 3. Köprü konusunda güçlü bir sivil muhalefet var ve bu tip kararlar siyasetçilere işlerin eskiden olduğu gibi yürümeyeceğini de gösteriyor olmalı. Bu nedenle “bu köprü yapılacak, o kadar” demek o kadar kolay değil. Bu nedenle bu tür gizli kapaklı operasyonlarla iş yürütülmeye çalışılıyor. Sanki kamu bir ‘derin devlet’e dönüşmüş durumda. Kimse ne olduğunu, kimin ne yaptığını anlayamıyor. Her olay bir kötü yönetim göstergesi olarak sırıtıyor.

Bence ulaşım felaketinden ve politikasızlıktan İstanbul’un bir ders çıkarmasının vakti çoktan geldi. Bugüne kadar, bu dar perspektiften bakılarak daha çok köprü, yeni köprülü kavşaklar, şehir içi otobanlar yapıldıkça İstanbul’da ulaşım sorunun çözüleceği ifade edildi. Bunun ötesine geçilemedi. Bu yaklaşım bir bakıma 19. yüzyılın kentsel altyapı yatırımlarını kentsel gelişmenin bir gölgesi olarak gösteren şehircilik yaklaşımlarını çağrıştırıyor. Bu yaklaşıma göre şehir kendi başına gelişiyor, bir takım ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Böyle olunca da yolları genişletmek, yeni köprüler yapmak, yeni araçlar satın almak gerekiyor. Bu politikasızlık ortamında bir boyutuyla şehircilik, planlama gibi konular ihtiyaçlara cevap vermekle özdeşleşiyor. Başka bir deyişle siyasetten arındırılmış, bilgiyi kendi patronajına almaya çalışan, yalnızca kendi perspektifini temsil etmeye yönelik teknikçi bir yaklaşım söz konusu.

Yalnızca Arnavutköylüler mi semtleri elden gidecek diye 3. Köprü’ye karşı çıkmak zorundalar? Hiç şüphesiz hayır. Lastik tekerlekli ulaşıma dayalı bir çözüm İstanbul’u mahvediyor. Sorun köprülerin sayısında, yolların genişliği, darlığında değil, otomobillerin düzenlilik gösteren bir ulaşım ihtiyacı için, yani toplu taşımacılık yerine kullanılması.

Her sabah ve akşam Boğaziçi Köprüsü’ne ulaşmaya çabalayan otomobilleri (insanları demiyorum), caddelerde ‘dünyanın en aptallaştırıcı’ işi, direksiyon başında oturmak zorunda kalan ve saatler kaybeden insanları gördükçe, ilk önce otomobil sahiplerinin toplu taşımacılıktan yana olması gerektiğini düşünüyorum. Yolların genişletilmesine, İstanbul’un içine otoyollar yapılmasına, oraya buraya köprülü kavşaklar inşa edilmesine ilk önce belki de otomobil sahipleri karşı çıkmalılar. Bu nedenle sorunu İstanbul perspektifine taşımak kesinlikle zorunlu. Bu nedenle kent yönetimini artık göreve çağırmak gerekiyor.

Bugün kentle ilgili stratejilerin oluşturulması için kent yönetiminin demokratikleştirilmesi zorunlu. Önceliklerin belirlenmesi, çözümlerin geliştirilmesi ve kentin iyi yönetilmesi için kentliler ile bilgi paylaşımını sağlayacak profesyonel bir planlama işlevine ve bağımsız uzmanlık kurumlarına ihtiyaç olduğu ortada. Bence asıl sorgulamamız gereken bu. Kent çok daha karmaşık bir olgu. Biz kenti basit bir makine, bir eşya gibi tasarlamaya kalktıkça, sorunlar daha içinden çıkılmaz hale geliyor. Buna herkesin ihtiyacı var, çünkü 3. Köprü’nün kuzeye kaydırılması sorunu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirecek. Bu nedenle ben İstanbul’un kent yönetimine bir çağrıda bulunmak istiyorum. İstanbul’un planlanması konusu İstanbulluları, STK’ları, profesyonelleri işin içine katmadan yapılması mümkün olmayan bir konudur. Eğer İstanbul’un bir kent yönetimi varsa, kente dair politikaların üretileceği alanı, planlama işlevini profesyonelliğe ve katılıma açsın.

Bunun önümüzde bir kılavuz var. AB muktesabatının kent yönetimleri ile ilgili bölümü bilgi paylaşımının, profesyonellerin nasıl sürece katılacağı konusunda bizim adımlar atmamızı gerekli kılıyor. Yoksa bu iş iyice içinden çıkılmaz hale gelecek.

Korhan Gümüş


http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=11910&cat=26

Kâinatın Tefrikası
No.486 – İklim Değişikliği
Ömer Madra


'Yeni Amazon'da sandal sefası (AP)
18/10/2005

Kasırga sezonu nereye koşuyor? Rekora! Amerika’nın Sesi Radyosu’nun haberine göre, ABD Ulusal Kasırga Merkezi, Wilma adı verilen fırtınanın şiddetini arttırarak kasırgaya dönüşmesi halinde, 1933’ten bu yana ilk kez bir sezonda bu kadar çok kasırganın görülmüş olacağını açıklamış. Meteoroloji uzmanları, böyle bir potansiyelin var olduğuna inandıkları gibi, böyle – Kafkasal – bir dönüşümün, Meksika Körfezi’ne, yani o güzelim New Orleans kentini yerle bir eden bölgeye doğru ilerleyebileceğini de tahminleri arasına eklemiş. (www.voamnews.com/turkish/2005-10-17...)

Haberde belirtilmeyen bazı noktaları da biz ekleyelim: Açık Radyo dinleyicilerinden Hasan Keskin’in de bize bildirdiği gibi, A’dan Z’ye Latin alfabesinin 21 harfinin sırayla kullanılmasıyla oluşturulmuş tropik aşırı iklim olaylarının adları, bu Wilma adıyla, yani W harfi ile bitmiş oluyor. Oysa, meteoroloji profesörü dostumuz Mikdat Kadıoğlu’nun belirttiği gibi, daha “normal” fırtına sezonunun sona ermesine neredeyse bir buçuk ay var. Gelmesi çok muhtemel yeni fırtına ve tayfunlara artık kendi adlarımızı verebiliriz – boy ya da yaş sıramıza göre – seçim bizim! Özetle, Kadıoğlu’nun 2003 tarihli kitabının başlığındaki gibi, “bildiğimiz havaların sonu”na gelmiş dayanmış durumda olduğumuz söylenebilir... Üstelik, gerek MIT Üniversitesi, gerekse Georgia Tech Üniversitesi iklimbilim ekipleri, kasırgaların 30 yıl öncesine göre yüzde 50 daha güçlü, yüzde 60 oranında da daha uzun süreli olduğunu, en yüksek kategoride (4 ve 5) yer alan kasırga sayısının da ikiye katlandığını gösterdiler. (Bill McKibben, “What Part of ‘Global Warming’ Do We Not Get?”, 13 Ekim 2005, www.commondreams.org, )

Dünya sıcaklığı nereye koşuyor? Rekora! Washington Post gazetesinin haberine (13 Ekim 2005) göre, NASA Goddard Enstitüsü uzay ve hava araştırmaları ekibi, 2005’in bütün kayıtlarda görülen en sıcak yıl ortalamasına ulaşarak bir rekor kırmış olacağını, üstelik 25 yıllık sıcaklık artış rekorunun bir uzantısını oluşturduğunu bilimsel raporlarında kaydettiler. Haberde sözü edilmeyen, sürekli bir artış gösteren eğrilerde sadece 1998 yılının en yüksek sıcaklık sıçraması ile bir istisna oluşturduğu, ama bunun El Niño gibi doğal bir “çarpan”la olduğu, buna rağmen 2005 yılının rekora ulaşmasının ise içinde bulunduğumuz anormalliğin artık “normal” sayılması gerektiği idi.

Peki, Amazon ırmağı nereye koşuyor? Rekora! Nature dergisinin 11 Ekim 2005 tarihli sayısında bildirilen rapora göre, Amazon Irmağı ile Amazon yağmur ormanlarının bazı kesimleri son 40 yılda görülmüş en büyük kuraklık felaketi ile karşı karşıya. Dünyanın en uzun ikinci ırmağı bazı yerlerde 15 metrelik derinlik kaybetmiş, milyonlarca balık güneşte kavruluyormuş ve Brezilya insanlık tarihinde ilk kez bu bölgeyi “afet bölgesi” ilan etmiş. Yağmur ormanlarında kuraklık afeti! Massachusetts’teki Woods Hole Araştırma Merkezi’nin araştırmalarına göre, okyanus yüzeyinde görülen sıcaklık artışına ve küresel ısınmaya bağlı olması muhtemel bu gelişme, ağaçların gelişmesini yavaşlatacak, böylece “dünyanın akciğerleri”nin karbondiyoksit emip oksijen salma özelliğini yitirmesine yol açacakmış! (www.nature.com)

Daha çok, daha büyük, daha hızlı, daha öteye... Büyük enerji ve otomotiv şirketlerinin motorunun o müthiş çekici gücüyle ilerleyen ve olimpiyat oyunlarının geleneksel şiarını hatırlatan çağdaş endüstriyel tüketim ve yaşam tarzımız, bizi böyle evren olimpiyatları rekortmenleri haline getiriyor işte. “Doğanın Sonu” adlı klasik kitabıyla bildiğimiz Bill McKibben’ın son makalelerinden birinde dediği gibi: "İnsanlar şu ana kadar gezegenin sıcaklığını 1 derece (oF) artırdı. Fosil yakıtlarından uzaklaşmak için mümkün olan her şeyi, mümkün olan en kısa zamanda yapmazsak eğer, bilim insanları, yüzyıl sonuna kadar gezegenin sıcaklığını 5 derece daha artıracağımızı söylüyorlar. Yani, bütün önceki rakamları 5’le çarptığımız bir düşünün... İnkârın ecele faydası yok. Artık teoriden söz etmiyoruz. Bilgisayar modellerinden ya da neler olabileceğinden de bahsetmiyoruz. Dünyanın her tarafında şu anda neler olduğundan bahsediyoruz. Hem de akla havsalaya sığmayacak bir hızla.” (McKibben, agy.)

Artık akl-ı selime kavuşma konusunda küçük bir koşu koparmaya ne dersin, ey okur? Rekor filan kırmaya gerek yok, ama küçük kıçlarımızı kaldırmanın da tam zamanı sanki...

Devamı haftaya...

ADALAR POSTASI-141: the hunger site...

ADALAR POSTASI
22 Ekim 2005

Sevgili Esen Camurdan,

Senden gelen mektubu hemen ADALAR POSTASI’na veriyorum!

Hafizam beni yaniltmiyorsa eger sanirim Sevgili Melda Keskin’den gelen bir mektup sayesinde
bir suredir her gun BM’in The Hunger Site’taki “give free food” dugmesine basiyorum!

http://www.thehungersite.com

adresli sayfada solda The Hunger Site altinda yeralan Remember to Click’i isaretleyince acilan

http://www.thehungersite.com/cgi-bin/WebObjects/CTDSites.woa/32/wa/RegistrationDirectAction/RBTEntry?RBT=THSReminderService5&mc=h062501&wosid=nc3000rD000kv100y&revisionCode=ths_nav_p09_reg_reminder_txt

adresli Reminder Service sayfasindaki formu doldurunca hergun posta kutuna bir hatirlatma mektubu geliyor!

Selam ve sevgiyle...

Emine Cigdem



LÜTFEN AÇ İNSANLAR İÇİN SARI BUTONA BASIN.

Aramızda aç olan var mı? Ya biraz boş zamanı?

Birleşmiş Milletlerin (BM) uygulamaya başlattığı güzel bir hareket var.
BM'in açlık sitesine girin (http://www.thehungersite.com) ve orada
göreceğiniz sarı bir düğme (give free food) üzerine tıklayın, bunu
yaptığınız zaman dünyanın herhangi bir yerinde aç bir insan yiyecek
yardımı alıyor. Yiyeceğin parası, logolarını görmeniz karşılığında
reklam yapan sponsorlar tarafından ödeniyor. Tüm yapacağınız bu siteye
girmek ve yiyecek bağışla düğmesine tıklamak (sayfanın en alt
ortasındaki sarı tuş). Günde sadece bir kere bağışta bulunabiliyorsunuz,

Onun için tanıdığınız herkese ve kalabalık gruplara lütfen bu mesajı
ulaştırın ve her sabah bilgisayarınızı açtığınızda siteye girerek bu
insanlara yardım etmeyi alışkanlık haline getirin.
Teşekkürler

ADALAR POSTASI-140: akıllı bilet! akılsız millet!

ADALAR POSTASI
22 Ekim 2005



http://www.vapurumuvermiyorum.org/emrezeytinoglu.asp

Size bir Büyükada öyküsü anlatayım. Bu öykünün Aziz Nesin ile ya da Fernandel'in Don Camillo'su ile hiçbir ilişkisi yoktur; öyküyü aktaranın bizzat yaşadığı bir olaydır (olaylar dizisi demek daha doğru).

13 Ekim Perşembe sabahı, Büyükada'da ikamet etmekte olan biri deniz otobüsü iskelesine gelir. 8.05 deniz otobüsüne binmeyi düşünmektedir. Akbil kartının boşalmış olduğunu görür ve gişeden doldurmak ister. Gişedeki hanım kıza kartı uzatır. Bu sahnede, adam ile hanım kız arasında şöyle bir konuşma geçer:

Hanım kız- Akbil doldurmuyoruz efendim.
Adam- Aaa, neden?
Hanım kız- Makine vapur iskelesine taşındı da ondan (adamın diğer iskeleye gidebilmesi mümkün değildir, çünkü aralarında en az 200 m. vardır; 200 de dönüş, 400 m.).
Adam- Hay allah, o zaman bir jeton alayım bari.
Hanım kız- Buyurun jetonunuzu.
Adam jetonu alır, hafifçe kazıklanmış olduğunu hissetse de, pek üzerinde durmaz.

17 Ekim sabahı saat 7.55'te adam bu kez ilk olarak vapur iskelesine uğrar. Aklı sıra iskeledeki Akbil gişesinden kartını dolduracak ve deniz otobüsü iskelesine geçecektir. İskeleye girer, üzerinde AKBİL DOLDURULUR yazan gişenin önüne gelir. Gişe kapalıdır. Sağa sola bakınır, ortalıkta kimseler yoktur. Üstelik diğer gişeler de kapalıdır. Üzerinde BAŞ MEMURLUK yazan kapıyı zorlar, karanlık gişelerden içeri bakar, dışarı çıkar dolaşır, sonra yine içeri döner. Kimseler yoktur. Adamın gözü tavana, duvarların yüksek noktalarına kayar. Bir kamera görse rahatlayacak, bunun bir kamera şakası olduğuna kanaat getirecektir. Ama kamera filan da bulamaz. O sırada iskeleden, deniz otobüsünün gelmekte olduğunu farkeder, telaşlanır. Son bir kez, karanlık gişelerin içine eğilir ve birden tezgahın yanıbaşına büzülmüş genç bir görevli görür. Camı vurur. Genç görevli kafasını kaldırmadan, gişe penceresini açmadan ve daha kendisine bir şey sorulmamışken “kimse yok” der. Sonraki konuşmalar şöyle gelişir:

Adam- Nasıl kimse yok?
Genç görevli- Yok işte.
Adam- Yahu ben Akbil doldurtacağım.
Genç görevli- Akbili dolduran arkadaş şimdi deniz otobüsü iskelesinde jeton satıyor.
Adam- Nasıl olur ya, bana oradan dediler ki, Akbilinizi iskeleden doldurun...
Genç görevli- Tamam işte, ama arkadaş öteki tarafta.
Adam- Eee? Öteki tarafta makine yokmuş?
Genç görevli- Evet yok.
Adam- O'lum sen benimle dalga mı geçiyorsun?
Genç görevli- Estafurullah beyefendi, o nasıl söz?
Adam- Peki bunlar bir araya gelemiyorlar mı? O arkadaş ile makine yani...
Genç görevli- Efendim biz durumu baş memurluğa anlatıyoruz.
Adam- Onlar nerede?
Genç görevli- Daha gelmediler.

Bu arada deniz otobüsü, 200 m. ötedeki iskeleye yanaşmak üzeredir. Adam vapur iskelesinden fırlar, ter içinde deniz otobüsü iskelesine varır. Hanım kız yine oradadır. Aralarında bir konuşma daha geçer:

Adam- Akbil memuru sizmişsiniz.
Hanım kız- Evet.
Adam- Ben Akbil doldurmak istiyorum.
Hanım kız- Makine öteki tarafta.
Adam- Orasını öğrendim, peki nasıl dolduracağım?
Hanım kız- Ben oraya gidince.
Adam- Ne zaman gideceksiniz?
Hanım kız- Deniz otobüsü kalkınca.
Adam- Yeter be! Siz milletle hakikaten dalga geçiyorsunuz.
Hanım kız- Lütfen terbiyeli olun. Ne yapayım yani? Aynı anda hem orada hem burada nasıl olayım ha? Söyleyin nasıl?
Adam- Her gün jetona 5 lira vermek zorunda mıyım?
Hanım kız- Bana ne?
Adam- Bir jeton verin.
Hanım kız- Buyurun jetonunuzu.

Adam deniz otobüsüne biner, içerde kaptanın anonsunu duyar: “Günaydın sayın yolcularımız.” Adam da kaptana, uzun zamandır kullanmadığı edebiyat madeninden derlenmiş güzel bir buket sunar (içinden tabii).

Emre Zeytinoğlu

ADALAR POSTASI-139: denize girmek yasaktır!

ADALAR POSTASI
21 Ekim 2005



ADALAR POSTASI-138: modernist etkinlikler sürüyor!

ADALAR POSTASI
20 Ekim 2005

ADALAR POSTASI-137: dikkat!

ADALAR POSTASI
11 Ekim 2005

ADALAR POSTASI-136: an gelir...

ADALAR POSTASI
11 Ekim 2005



AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı’nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür
--

ADALAR POSTASI-135: apollon tapınağı'ndaki yazıt (MÖ 900)...

Apollon Tapınağı’ndaki yazıt (MÖ 900)...

Gürültü patırtının ortasında sessizce ve sükûnetle dolaş. Sessizliğin içinde huzuru bulacaksın, sakın bunu unutma.

Herkesle dost olmaya çalış, ama kimseye teslim olma. Sana kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık, unutmaktır. Bağışla ve unut.

Içten ol, telâşsız anlat, kısa, açık ve net konuş. Başkalarına da kulak ver; aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları. Çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Aşka sakın burun kıvırma. Zira aşk, çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçedeki her bitkinin sürekli ilgiye, bakıma, yardıma ve sevgiye ihtiyacı olduğunu unutma.

Olduğun gibi görün; göründüğün gibi ol. Sevmiyorsan eğer, sever gibi yapma sakın.

Çevrene önerilerde bulun; ama aslâ hükmetmeye kalkma.Insanları yargılama; aksi takdirde onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanlığın sevgi konusunda yüzyıllardan beri öğrenebildiği, kumsaldaki bir kum taneciği kadar bile değildir.

Plân yap, ama başarılarının da tadını çıkar. Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen; işinin, hayattaki dayanağın olduğunu unutma.

Sevebileceğin bir iş seçersen, bir gün bile yorulmazsın. Işini öylesine sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, üretimin de yepyeni hayatlar başlatsın.

Yıllar geçiyor... Geçecek... Yılların geçmesine öfkelenme. Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.

Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir.

Bazen kendini tutamayabilirsin... Yüreğini isyana kaptırabilirsin. Fakat unutma ki evreni yargılamak olanaksızdır.

Kavgalarını sürdürürken bile barış içinde ol... Sabırlı ve sevecen ol. Erdemini yitirme. Önünde sonunda sahip olduğun tek servet yine kendinsin.

Görmeye çalış ki; bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya, insanoğlunun biricik mekânıdır.

Kaybedebilirsin. Kaybetmeyi, ahlâksızca kazanmaya tercih et. Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

Bazı idealler o kadar değerlidir ki; o yolda yenilmen bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Annenin seni doğurduğu saatleri hatırlıyor musun? Sen ağlarken, herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki; öldüğünde sen gülerken, herkes ağlasın!
--

ADALAR POSTASI-134: çifte afendak!

ADALAR POSTASI
2 Ekim 2005

çifte afendak!

ADALAR POSTASI-133: tiraje...

ADALAR POSTASI
2 Ekim 2005

adyende, afendak, alaim-i sema, alaim-üs-sema, alkim, ebe kusagi, ebem kusagi, elegimsagma, gokkusagi, hacilar kusagi, kavs-i kuzah, yagmur kusagi, tiraje...

ADALAR POSTASI-132: vapurlara ilan-ı aşk...

ADALAR POSTASI
29 Eylül 2005

------ Forwarded Message
From: Turgay Ogur
Reply-To:
Date: Thu, 29 Sep 2005 12:32:37 +0300
To:
Subject: [vapurlarimizi_vermiyoruz] DAVETLİSİNİZ: TSM Korosundan Vapurlara İlan-ı Aşk



Vapurlara İlan-ı Aşk
Sabancı Üniversitesi öğrenci ve çalışanlarından oluşan Türk Sanat Müziği Korosu 13. konserinde, dünyanın en güzel kenti İstanbul için yazılan en güzel şarkıları Şehir Hatları Vapurları için seslendirecek. 6 Ekim 2005 Perşembe gecesi Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde gerçekleşecek konser için, dev bir vapur maketi yaptırıldı.
En eğlenceli ve bilinen şarkılardan oluşan konsere hepiniz davetlisiniz.
Konserimiz ücretsizdir.
Servis otobüslerimizden yararlanmak isteyenler için
Kadıköy - Hidayet Turizm Önü: 18:30 / Dönüş: 22:15
Taksim - Hakiki Koç Önü, Taksim Gezi Parkı karşısı: 18:00 / Dönüş:22:30
Servisler ücretlidir.

ADALAR POSTASI-131: istanbul adalarına bir aşk ilanı...

ADALAR POSTASI
29 Eylül 2005

”Yakın Ada Uzak Ada: Burgazada”, yarin saat 20:30’da!




http://www.ntv.com.tr/news/342038.asp

Yakın Ada Uzak Ada: Burgazada

Nedim Hazar’ın yazıp yönettiği, müziklerine Sabahat Akkiraz’ın katkıda bulunduğu belgesel yapım ‘Yakın Ada Uzak Ada: Burgazada’, 30 Eylül 2005 Cuma akşamı saat
20.30’da ilk kez NTV ekranına geliyor.


NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:59 tsi 28 Eylül 2005 Çarşamba

İSTANBUL - Bu film, ülkenin çok renkli tınısına yürekten bir merhaba; İstanbul adalarına bir aşk ilanı.

Tiyatro oyuncusu Cüneyt Türel 1974’te kazandığı bursla gittiği Londra’da, Kıbrıslı Rumların işlettiği bir otele tesadüfen yerleşirken, görevli kendisine hakikaten otelde kalıp kalmak istemediğini sorar. Dönem, Kıbrıs harekatı dönemidir. Türk pasaportlu insanlara otelde pek sıcak bakılmamaktadır. Türel buna rağmen, maddi nedenlerden dolayı otele yerleşir. Bir süre sonra kapısı çalınır. Türel - korkudan kapıyı açmadan - kim o, diye sorar. Mükemmel bir Türkçeyle, “ben Emilios Yorgos Eden’im, Burgazlı bir Rum’um”, diye yanıtlar kapının arkasındaki ses. Eden ile Türel’in arasındaki 30 yılı aşkın dostluk böyle başlar.


Daha sonra yollar ayrılır. Emilios Atina’ya, Cüneyt ise İstanbul’a döner. Belli bir süre yazışsalar da birbirilerinin izlerini kaybederler. 1-2 yıl önce tesadüfler sonucu karşılaşırlar. Türel, eşi Tilbe Saran’dan dolayı artık Burgazadalı, Emilios ise Londra’da öğrenimini gördüğü göz doktorluğunun dışında Atina’da saygın bir ressam ve şair olmuştur. Emilios’un babası Sait Faik’in yakın dostu ve doktoruydu.

AB MÜZAKERELERİ ARİFESİNDE HUZURLU BİR ADA
Film, bu dostluğu ve 60’lı yıllardan itibaren Rumların yerine Burgazada’ya yerleşen yaklaşık 20 küsur farklı etnik ve dini cemaat arasındaki sessiz, sakin ve kardeşçe birlikte yaşamı anlatmakta. AB müzakerelerinin başlamasının arifesinde, övünerek gösterebileceğimiz ‘Burgazada’da Türkü, Kürdü, Lazı, Süryanisi, Alevisi, Ermenisi, Rumu, Musevisi ortak müştereklerde anlaşmış, adalı olmayanların tadamadığı bir huzurun keyfini çıkarıyorlar.

ANLATIM DİLİ DUYGUSAL VE ESPRİLİ
Filmin kozları Türel ve Saran gibi oyuncular, sempatik Emilios, Sabahat Akkiraz (bugün adanın yerleşik nüfusunun çoğunluğunu Erzincanlılar ve Sivaslılar oluşturmakta), Ermeni tiyatrocu Bercuhi Berberyan ve daha bir sürü renkli kişilik olunca, anlatım dili duygusal ve esprili hale gelmekte.

Denizden haç çıkarma törenine yeterince genç bulamayan Ortodoks Rumların yardımına Alevi gençler koşmakta, azınlıklar birbirilerinin Türkçelerini taklit etmekte, Kürtler adadaki eski renkli günleri anımsayarak nostaljik duygulara kapılmakta.

İSTANBUL ADALARINA BİR AŞK İLANI...
Bu film, ülkenin çok renkli tınısına yürekten bir merhaba; İstanbul adalarına bir aşk ilanı...

Troya Medya 2003 yılından bu yana, Nedim Hazar ve ekibinin bir hayli yankı uyandıran ‘Burhan Öçal / Sılaya Dönüş’, ‘Mercan Dede ile Bir Yolculuk’ ve ‘Kuştepe Blues’ gibi filmlerinin yapımcılığının dışında, iki yıldır İstanbul, Kars, Malatya, Diyarbakır ve Kayseri’de ‘Akordeon Günleri’ni düzenlemektedir.

BELGESELE DESTEK VEREN KURULUŞLAR
‘Yakın Ada Uzak Ada - Burgazada’, Metro Group Türkiye, Darüşşafaka Cemiyeti, Bilgi Üniversitesi, Kavaklıdere Şarapları A.Ş., Adalar Belediyesi, Avusturya Liseliler Derneği, NTV, Elba Bant San. ve Tic. A.Ş, İzel Levi Coşkun, Fincan Cafe, Adalar Deniz Sporları Kulübü ve daha birçok kuruluş ve kişinin maddi ve lojistik desteğiyle gerçekleşmiştir.

Yakın Ada Uzak Ada: BURGAZADA
Yazan / Yöneten: Nedim Hazar
Görüntü Yönetmeni: Bülent Arınlı
Yapımcı: Ethel Kupas
Müzik: Motion Trio (Pol.), Zoe Tiganouria (Yun.), Sabahat Akkiraz

TV’de yayın tarihi:
30 Eylül 2005 Cuma, saat 20.30, NTV

--

ADALAR POSTASI-130: heybeliada senatoryumu...

ADALAR POSTASI
28 Eylül 2005

Satsak satsak ne satsak?
Simdi de sira anlasilan Heybeliada Senatoryumu’nda!

Heybeliada Senatoryumu ile ilgili Idil Ozsoyler’den Adalar Postası’na ulasan mektup asagida... Heybeliada Senatoryumu’nun, Il Ozel Idaresi’ne devredildigi ve Basbakan’in kizinin kayinpederine peskes cekildigi soylentileri vesaire hakkinda bilgisi olan var mi?

TC Maliye Bakanligi Istanbul Defterdarligi’nin
http://www.ist-def.gov.tr/milliemlak/index.htm
adresinde 22/09/2005 tarihinde yenilenen 2005 yılı YTL bedelli satış ihaleleri sayfasinda Heybeliada Senatoryumu’na rastlamadim.


TC Istanbul Valiligi’nin
http://www.istanbul.gov.tr
adresinde 2005 İSTANBUL İLİ KAMU İHALELERİ basligi altinda
Heybeliada Senatoryumu Gogus Hastaliklari ve Gogus Cerrahisi Egitim Arastirma Hastanesi
hakkinda sorgulama yaptiginizda da “Aradiginiz kriterlere gore ihale kayitlarimiz bulunmamaktadir.” cevabi cikiyor.

TC Basbakanlik Ozellestirme Dairesi Baskanligi’nin
http://www.oib.gov.tr/
adresindeki sitesinde olmaz ya ola ki diye hizli bir arama yaptim. Yine ilgili bir habere rastlamadim.

Heybeliada Senatoryumu (0216) 351 88 50 / 4 Hat


------ Forwarded Message
From: m ozsoyler
Date: Wed, 28 Sep 2005 11:03:17 +0300 (EEST)
To:
Subject: H.Ada Senatoryumunun kapatilarak Basbakanin dunurune satilmasi


Sevgili Çiğdem hanim,
Heybeliada Senatoryumu Sağlık Bakanlığının tüm göğüs hastalıkları konusunda uzman hastahaneleri Süreyya Paşa Senatoryumunda toplama kararı doğrultusunda kısmen Süreyyapaşa'ya taşındı. Şu anda burada hiç hasta kalmadı diğer servisler ve hizmet bölümleri de toplanmış durumda ve ay başına kadar taşınacaklar, 3 Ekim'de orada iş başı yapılacak.

Heybeliada Senatoryumunun başhekimi iki yıl önce atanan Prof Melahat (Soyadı Beştepe veya Özdemir olabilir, ancak emin değilim) geldiğinden beri hastaların buraya gelmelerinin zor olduğunu ve taşınması gerektiğini söylüyordu zaten. Hastahanenin şartlarını ( 99 depreminden sonra Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un sağladığı 1 milyon $ tahsisata rağmen) iyileştirmeyip daha da kötüleştirerek ve uzman Dr. larına da olanak sağlamayıp (hastahanenin hasta sayısının düşüklüğü nedeniyle (Buranın 150 hastası varken Süreyya Paşanın 1000 hastası varmış) döner sermaye parası yokluğu v.s. nedenleriyle Sağlık Bakanlığına dilekçe verilmesi bahaneleriyle bu hastahanenin kapatılması kararı alınmış.

Şu anda İl Özel İdaresine devredildiği söyleniyor ve kesin taşınma için İl Özel İdaresinden emir bekleniyor.

Ancak bu sabah komşumdan birkaç gün önce bir düğün nedeniyle Ada'ya gelen Rahmi Koç'un hastahanenin (arazisi 80 dönüm ve tüm Çam Koyu'nu kapsıyor) başbakanın kızının kayınpederine satıldığını söylemiş.

Sizde bu konuda bir bilgi var mı? Araştırılma olanağı var mı?

Sevgilerimle
İdil Özsöyler

ADALAR POSTASI-129: davet...

ADALAR POSTASI
16 Eylül 2005

Sayin Destekci,

“Vapurlarimizi Vermiyoruz!” Kampanyasi’na imza vererek katildiginiz icin tesekkur ederiz.

Kampanyamiz, Belediye’nin vapurlarin uretimini surdurmeyerek eskiyen vapurlari,
lokanta, tiyatro ve eglence gemisine donusturup kaldiracaginin anlasilmasi uzerine devam etmektedir.

Kampanyanin sonuclarini degerlendirmek ve bundan sonra neler yapilmasi gerektigiyle ilgili gorus olusturmak icin,
18 Eylul 2005 Pazar gunu 15:00-18:00 saatleri arasinda Topkapi Sarayi Darphane-i Amire Binasi’nda bir toplanti yapmayi dusunuyoruz.
Katilirsaniz cok seviniriz.

Sevgiler,

Behiç Ak, Mehmet Selim Baki
Topkapi Sarayi
Darphane-i Amire Binasi
Topkapi Sarayi 1. Avlusu, Sultanahmet
(Gulhane Parki kapisindan girilip sagdaki yoldan
yukari cikildiginda sagdaki ilk kapi)
Telefon: 0212 513 50 82 /0212 513 20 35
Faks: 0212 513 54 00
--

ADALAR POSTASI-128: hayal mi? gerçek mi? yoksa?

ADALAR POSTASI
12 Eylul 2005


Hayal mi?

Gercek mi?

Yoksa bu bir kabus mu?

ADALAR POSTASI-127: melda keskin'den mektup var!

ADALAR POSTASI
10 Eylul 2005

Melda Keskin’den mujdeli bir mektup var:

GREENPEACE IKLIM EYLEMCILERINE GETIRILEN YASAK KALDIRILDI!


--

05 Ekim 2007

ADALAR POSTASI-126: orman cam kırklarıyla dolu!

ADALAR POSTASI
9 Eylul 2005

Buyukada orman alani piknikcilerden arta kalan copler yanisira cam kiriklariyla dolu!
Gecen sene Canakkale’de cam kiriklarinin mercek etkisi yaparak neden oldugu yanginlar olmustu!
Bu konuda acil olarak onlem almak gerekiyor!

http://www.milliyet.com.tr/2005/09/09/yasam/axyas01.html

Cam kırıkları cenneti yaktı

Sultansazlığı Kuş Cenneti'nde 50 hektarı kül eden yangına, çevreye atılmış cam ve şişe parçalarının yarattığı 'mercek etkisinin' neden olduğu anlaşıldı

KAYSERİ DHA

Türkiye'nin en büyük sulak alanlarından Sultansazlığı Kuş Cenneti'ndeki yangına, gelişigüzel atılmış şişe parçalarının mercek etkisinin neden olduğu belirtildi.
Sultansazlığı Kuş Cenneti'nde önceki gün başlayıp tam 14 saat süren yangın, dün sabaha karşı saat 02.00 sıralarında söndürüldü. Yangın sonucu, yaklaşık 50 hektarlık alanda kurumuş ot ve kamışlar kül oldu.

Can kaybı yok

Çevre ve Orman İl Müdür Vekili Mustafa Akrap, yangınla ilgili şu açıklamayı yaptı:

"Bölge verimsiz ve kurak olduğu için bir can kaybı yok. Kuşlar zaten bu bölgede bulunmuyor. Kuluçka dönemi olmadığı için kamışlar arasında yumurta da bulunmuyor."

Çevre ve Orman İl Müdürlüğü uzmanları ile itfaiyenin yaptığı incelemelerde, cam kırıkları, gelişigüzel atılmış meşrubat ve bira şişelerinin, havanın sıcak olması nedeniyle mercek etkisi yaparak yangına neden olduğu belirlendi.

Kayseri Valiliği ise, yangın söndürme çalışmalarına Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı uçakların da katıldığını bildirdi.
--

ADALAR POSTASI-125: iklimin korunmasına ve bunun için mücadele eden eylemcilere destek verelim!

ADALAR POSTASI
8 Eylul 2005

İKLİM EYLEMCİLERİNE GETİRİLEN KISITLAMALAR KALDIRILSIN!

29 Ağustos 2005 Pazartesi sabahı Çan Termik Santralinde barışçıl bir eylem yapan Greenpeace gönüllülerinin başı dertte! İklim suçlularının cezalandırılması gerekirken, karbon dioksit (CO2) çıkartan kömür, petrol, doğal gaz gibi yakıtların kullanımı yüzünden Dünyanın ateşinin yükseldiğini; iklim felaketlerinin, doğayı ve yaşamlarımızı geri dönüşsüz bir biçimde yok etmekte olduğu uyarısında bulunan eylemcilerin, yabancılar dahil Türkiye sınırları dışına çıkmaları yasaklandı! Bu aşırı derecede sert tedbir kararı kaldırılmazsa, Türkiyede çevre eylemlerinin yapılmasını engelleyen bir örnek oluşturacaktır. İklimi koruyarak barışçıl ve güvenli bir gelecek yaratmak için sesinizi duyurmak ve Greenpeace gönüllülerine destek vermek için şu anda harekete geçebilirsiniz. Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak siber-eylemimize katılın ve Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğana bir mektup yollayın!

http://prefs.greenpeace.org/mail-links/clicks/9142.1834578.1496431

----------
From: "Mkeskin"
Reply-To: "Mkeskin"
Date: Thu, 8 Sep 2005 14:00:38 -0000
To:
Subject: lütfen acilen harekete geçin ve olabildigince fazla kisi ve kuruma lutfen iletin!

Merhaba,

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz hafta SV Anna, Barıl Enerji Turu kapsamında Türkiye’deydi. Bu kapsamda 29 Ağustos Pazartesi günü iklim değişikliği etkilerini yaratan fosil yakıtları protesto etmek ve çözümün Türkiye’nin büyük yenilenebilir enerji potansiyelinde yattığını gündeme getirmek için, Greenpeace Çan Termik Santralinde barıl bir eylem gerçekleştirdi (www.greenpeace.org.tr).

Eylemin ardından beklenmedik bir gelişme oldu! Henüz mahkeme tarafından suçlanmadıkları halde 5’i yabancı, 21 Greenpeace gönüllüsüne tebdir olarak soruşturma süresince yurtdışına çıkış yasağı getirildi. 21 iklim eylemcisi hakkında alınan tedbir kararının kaldırılmasına yönelik Greenpeace talebi ise 6 Eylül günü Çan Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu, çevre eylemcilerinin Türkiye’de daha önce hiç karşılaşmadıkları bir durum ve gelecekteki çevre eylemleri için olumsuz bir örnek oluşturabilir! Greenpeace avukatları gerekli yasal girişimlerde bulunurken, dünyanın dört bir yanındaki diğer çevre dostlarıyla birlikte siz de siber eylemimize katılın. İklimin korunmasına ve bunun için mücadele eden eylemcilere destek vermek için lütfen acilen harekete geçin:

http://prefs.greenpeace.org/mail-links/clicks/9142.1834578.1496431

Teşekkür ederiz,
Greenpeace Akdeniz Ofisi

ADALAR POSTASI-124: Cemal Beşkardeş'ten mektup var...

ADALAR POSTASI
4 Eylul 2005

M. Cemal Beskardes (Mak.Y. Muh.,Dr. End. Muh.)'ten mektup var:

Sayin Prof. Erendiz Ozbayoglu ve Sayin Y. Mim. Yilmaz Kuyumcu'nun
mesajlarinda dogru saptamalar var. Bunlara katiliyorum. Ancak MARMARAY
Projesi toplumumuzda, medyamizda yeterince tartisilmadan, diger bir
ifadeyle, kamuya maliyeti, fay hatlariyla iliskisi, alternatif projelerle
karsilastirmasi, deniz dibindeki gevsek balcikli zeminin fiziki davranisi,
denizaltindaki derinligin yapimci Japon Tai Sai sirketinin deneyimleriyle
bagdasip bagdasmadigi, Istanbul halkinin bu riskli guzergahi tercih edip
etmeyecegi, olasi Istanbul-Marmara Depremi sirasinda ve sonrasinda
denizaltina yerlestirilecek tup modullerinin nasil bir bicim alacagi
halkimiza aciklanmadan bu proje uygulamaya konuluverdi.

Bildiginiz gibi gecen gunlerde, tam baliklarin Karadeniz'den, Istanbul
Bogazi'ndan gelerek Marmara'ya gecis yaptiklari zamanda, Haydarpasa
onlerinden baslayarak denizin dibini taramaya basladilar bile. Hatta ben
Grubumuza ilk gun yasanan deniz kazasini duyurdum. Fenerbahce ile Nurettin
Alptogan vapurlarimiz, yeterince uyari yapilmadan, onlemler ilgililere
benimsetilmeden Bogaz gecis mesafesi 600 metreye kadar daraltildigi icin
adeta kaza yapmaya zorlandilar. Bogaz gecisleri giderek daha dar alandan
verilecek imis bu deniz dibi taramalari ve tup modulleri montajlari
sirasinda...Bogaz'da ve Liman'da kaza risklerinin artisi Istanbul'u
bekleyen sorunlardan sadece birisidir.

Adalara dogalgaz hatti cekilmesi, kent planlamaci uzmanlarin ifadelerine
gore, son derece yanlis ve gereksiz bir projedir. Dostlarimizin yazdiklari
bu durumu ortaya koyuyor. Istanbul Depremi uzerinde jeolojik arastirmalar
yapan Prof. Simav Bargu ile Prof. Sener Usumezsoy'dan ogrendigime gore,
Istanbul'un Anadolu Yakasi kiyilarinda Kartal, Maltepe vb. ile Adalar
arasindaki alanda, deniz tabaninin altinda, aktif faylar var ki bunlarin
depremde harekete gecerek deniz zeminindeki tesisatlari allak bullak etmesi
bekleniyor. Dogalgaz boru tesisatlarinin bu kadar riskli bir guzergahta
dosenmesi icin cok pahali ek teknolojik onlemlerin alinmasi,
laboratuarlarda modeller uzerinde depremdeki davranislarinin test edilmesi.
vs. vs. gerekiyor. Bu konunun da toplumumuzda yeterince tartisilmadigini
goruyor ve yine bir firmanin ihaleyi almis olmasindan, "ben yaptim oldu"
demesinden, olup bittiye getirilmesinden endise ediyoruz.

Sozu daha fazla uzatmadan sunu belirtmeliyim: Eylul ayi ortalarinda
Grubumuzda genis katilimli bir planlama toplantisi gerceklestirmeliyiz ve
Istanbul Buyuksehir Belediyesi basta olmak uzere kamunun Istanbul ile
ilgili tum bu gereksiz, batakci projelerini buyutec altina almaliyiz.
Grubumuzdaki uzmanlar ile ilgili tum sivil toplum orgutleri, meslek odalari
ve uzman cevre dernekleri bu toplantimizda bulusarak konulari kamuoyu
onunde enine boyuna tartismali, sonuc bildirgesi ve eylem planlarimizi
yeterince ortaya koymaliyiz diye dusunuyorum. Bu konudaki onerilerimin
moderator arkadaslarimca not edildigini gordugum icin kendilerine tesekkur
ediyorum. Hazirlik calismalarimiz tamamlanmak uzere olup Eylul ayi cikmadan
bu ilk genis toplantimizi yapacagimizi umuyorum.

Sevgiyle kaliniz.

M. Cemal Beskardes
Mak.Y. Muh.,Dr. End. Muh.

ADALAR POSTASI-123: yoksa bu bir modern sanat eseri mi?

ADALAR POSTASI
2 Eylul 2005



http://www.modern-ist.org/modernist.html ’den aldigimiz bilgilere gore:

Buyukada‘daki eski tas mektep (ada105, pafta25, parsel1) Buyukada belediye baskani tarafindan Modern Sanatlar Müzesi Dernegi (MODERN-iST)’ne tahsis edilmis. Yeni yuzyilin sanatcilarinin eserleriyle olusturulacak olan Modern Sanatlar Muzesi, 2005 yili icinde Buyukada’daki yuz yillik eski Tas Mektebi restore ederek merkez muze olarak hayata gecmeyi dusunmekteymis.

O halde Modern Sanatlar Muzesi Dernegi’ne de Buyukada’da Kadiyoran ile Turkoglu Sokaklari’nin bulustugu kosede bulunan eski Turk Mektebi’nin (Sofronios Kosku) insafsizca kesilen asirlik mor salkiminin hesabini soralim!

Gulsun Erbil
Modern Sanatlar Müzesi Dernegi (MODERN-iST)
Tel: 0212 249 3739
info@modern-ist.org

ADALAR POSTASI-122: düzeltimin düzeltimi!

ADALAR POSTASI
2 Eylül 2005

Ne Gulsum Saglamer,

Ne de Gulsun Erkal,

Binanin tahsis edildigi dernegin baskani Gulsun Erbil

Ozur dilerim! Yoruldum galiba!

ADALAR POSTASI-121: düzeltim!

ADALAR POSTASI
2 Eylül 2005

Buyukada’da Kadiyoran ile Turkoglu Sokaklari’nin bulustugu kosede bulunan eski Turk Mektebi’nin (Sofronios Kosku) insafsizca kesilen asirlik mor salkiminin hesabini ilgililerinden sordunuz mu?

Baslikli mektupta iki soyadini da yanlis yazmisim! Ozur dilerim!

Cevre Mudurlugu’nden Ahmet Ak degil Ahmet Turk!
Bu arada cevre muduru Meral Ak izinliymis bir hafta sonra donecekmis!

Binanin tahsis edildigi dernegin baskani Gulsum Saglamer degil elbette Gulsun Erkal!
--

ADALAR POSTASI-120: sordunuz mu?

ADALAR POSTASI
2 Eylül 2005

Buyukada’da Kadiyoran ile Turkoglu Sokaklari’nin bulustugu kosede bulunan eski Turk Mektebi’nin (Sofronios Kosku) insafsizca kesilen asirlik mor salkiminin hesabini ilgililerinden sordunuz mu?

Haydi hep birlikte soralim! Soralim ki her isteyen her istedigini bilir bilmez yapamasin! Bu mevsimde budama yapilmaz! Mesiminde yapilan budama da boyle yapilmaz! Dahasi mulkiyet hakki kimseye yok etme hakki saglamaz!

Dogal ve kentsel sit alani olan Adalar’da bugune degin yapilan talan ve yagmalar boylece devam edecek olursa eger geriye sadece Ada’nin beton cibanlari kalacak! Iste o zaman Ahmet Vefik Alp gibi akl-i evvellerin Adalar’i bir kopruyle ana karaya baglamamalari icin de hic bir neden kalmayacak!

Cevre Mudurlugu’nden Ahmet Ak, temizlik islerini binanin tahsis edildigi dernegin baskani Gulsum Saglamer tarafindan yaptirildigini, belediyenin yalnizca cikanl copleri attigini soyluyor. Bilemiyorum! Olan oldu, kim tarafindan yapildiysa yapildi. Esas onemli olan ornek teskil etmesi acisindan takibinin yapilip hesabinin sorulmasi! Haydi arkadaslar her birimiz ayri ayri arayalim; asirlik mor salkimin hesabini ilgililerinden soralim. Belediye’ye, Kaymakamliga gerekirse yazili basvuruda bulunalim...

Adalar Belediyesi
Basin ve Halkla Iliskiler Mudurlugu / Hatice Karakas 0216 382 78 50-55 (dahili 181)
Cevre Mudurlugu / Ahmet Turk 0216 382 78 50-55 (dahili 145)

19 Ağustos 2007

ADALAR POSTASI-119: açıklama müzesi'nin mor salkımı!..

ADALAR POSTASI / 1 Eylül 2005










Buyukada Kadiyoran’i cikarken sag kolda Turkoglu Sokagi’nin basladigi kosede merdivenler boyunca uzanan Turk Mektebi (Sofronios Kosku)’nin tas duvarlarina sarilmis anitsal bir mor salkim (Wisteria sinensis) vardir; vardi!

Bugun merdivenlerden inerken mor salkimin insafsizca kesilmis oldugunu gorduk! Budama demeye dilim varmiyor; suphesiz ki ne budama mevsimidir ne de boylesine bir budama olur!

Donuste bu koseye yanasmis Belediye’nin kamyonunu gorunce: “-Hayirdir nedir bu faaliyet?” diye gorevliye sorduk. Turk Mektebi’nin bir kultur merkezi olacagini, bu cercevede binanin tahsis edilecegi ilgili dernegin Adalar Belediyesi’ne basvurusu uzerine bahcede temizlik yapilarak ayin on yedisindeki davete hazirlik yapildigini soyledi.

Bunun uzerine Adalar Belediyesi Basin ve Halkla Iliskiler Bolumu’nu arayip sorduk. Hayli ilginc bir gorusmeydi! Gorevli kim oldugumu sordu! Adimi verdim (oyle ya adsiz da yasayabilirdim!)! Yarim degil ceyrek agizla yapilan bir aciklamayi anlamakta hayli gucluk cektim. Aciklama Muzesi olacak anlamisim! O da nedir diye sorunca hanim iyice sinirlendi! Acik Hava Muzesi olacakmis meger! Telefon kapandi!

Birazdan bu konusmada ters olan bir husus oldugu fikrine kapildim! Yeniden aradim! Kim oldugumun ne onemi oldugunu, her kim olursam olayim bu sorunun cevabini vermesi gerektigini hatirlatarak kim olduguma gore mi bir cevap verecegini sordum! Bu afra tafrayi yutmayacagim anlasilinca da “-Efenim pek gergin bir anda aradiniz zaten bu konuda bir ihtilaf var karsi gruplar arayip kufrediyorlar” cevabini aldim! Hos bes derken Turk Mektebi’nin Acik Hava Muzesi olarak Gulsun Erbil yonetiminde Modern Sergiler Muzesi (her ne demekse!) olarak acilacagi soylendi. Eh! Bu defa sira bendeydi ben kiminle gorusuyorum diye sordum. Hatice cevabini aldim. Hangi Hatice? Soyadinizi da alabilir miyim? Hatice Karakas!

Hatice Karakas’a mor salkimin hunharca budandigini anlattim! “Ah! Ne yazik!” dedi. Evet cok yazik da kim yazik etti? Neden yazik etti! Kimden hesabini soracagiz deyince Cevre Mudurlugu’ne aktarildim. Kiminle gorusuyorum? Ahmet Turk!

Sayin Ahmet Turk, Turkoglu Sokagi’nin kosesindeki Turk Mektebi’nin mor salkimini hunharca budamislar... diye soze basladik boylelikle... Bu defa verilen cevap hayli ilgincti: Bir film ekibi orada cekim yapacakmis o nedenle mor salkimin da budanmasini istemisler! Derken cevre mudurunun makaminda olmadigini kendisinin bu konuyu arastirarak yarin bir cevap verebilecegini soyledi.

Su ana degin mor salkimin kesilme nedenleri hakkinda hipotezler iki etti:

1. Komsu istedi!
2. Film cekilecekmis; film ekibi istedi!

Yarina degin daha akla yatkin ve ikna edici olacagini sandiklari bir cevap bulacaklardir zaar! Haydi sizler de arayin sorun:
Adalar Belediyesi Basin ve Halkla Iliskiler Mudurlugu / Hatice Karakas 0216 382 78 50-55 (dahili 181)
Cevre Mudurlugu / Ahmet Turk 0216 382 78 50-55

Biz gelelim Kadiyoran ile Turkoglu Sokagi’nin kosesindeki Turk Mektebi’nin duvarina sarilmis asirlik mor salkimin akibetine! Mevsimsiz budanan bu dallar olasilikla bir daha surgun vermeyecek! Peki bunun hesabini kim soracak ve kim verecek?

Cok saydigimiz ve sevdigimiz Adali bir tanidigimizdan dinlemistik:
1940’li yillarda ogrencisi oldugu Turk Mektebi’nde, bas ogretmenleri Suleyman Nuri Oz Beyefendi, bos gecen derslerde mufredatta olmadigi halde ogrencileri okulun arkasindaki sette yeralan bahceye cikarir tarim dersleri verirmis. Cogu zaten Ada bahcelerine bakan bahcevanlarin cocugu olan ogrenciler getirdikleri fideleri diker, sularlarmis! Gecmis zaman olur ki...

+Baharda mor salkimin henuz ilk ciceklerini verdigi zaman fotograflarini cekmistim bir de bugun! Simdi bir hatira olarak ekte... Ikinci ciceklenisini ve yapraklariyla Turkoglu’nu susleyisinin de fotografini cekseymisiz keske...

Bildiginiz gib mor salkim evvela ilkbaharda cicek verir. Henuz yapraklanmamistir. Cicekler acik renklidir. Yazbasi yapraklanir ve ikinci ciceklerini verir: Bu ciceklerin renkleri daha koyu ve rayihalari daha yogundur!

ADALAR POSTASI-118: yedi kadın...

ADALAR POSTASI / 30 Ağustos 2005




ADALAR POSTASI'na reklam aldık falan sanmayin sakın!

Gecenlerde Yedi Kadin Lokantasi'nin etli yaprak sarmasini yedik ve bayildik; hemen sizleri de haberdar edelim dedik!

Halk Egitim'de acilan iki aylik yemek kursunun ardindan ögretmenleriyle biraraya gelerek carsida bir küçük dükkan kiralayan yedi kadin, leziz ev yemekleri hazirliyorlar bizlere...
Evlere servis de var! Dilerseniz eve bir tencere yaprak sarma da siparis verebiliyorsunuz ya da caniniz ne cektiyse... Afiyetle...

Recep Koc Cad. No:34 (Bostan Manavi’nin yaninda)
Büyükada 34970 Istanbul
Tel: 0216 382 76 39

ADALAR POSTASI-117: kınalıada'ya dair!..

ADALAR POSTASI / 29 Ağustos 2005

http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~623838,00.asp

Hürriyet Gazetesi - 29 Ağustos 2005

İHD’nin azınlıklara taciz iddiası doğru çıkmadı

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), Kınalıada’da azınlıkların taciz edildiği ve bu nedenle tedirginlik yaşandığı yolundaki iddiası özellikle gayrimüslimleri rahatsız etti.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin, Kınalıada’da azınlıkların taciz edildiği ve bu nedenle tedirginlik yaşandığı yolundaki iddiası ve ‘Yetkilileri Kınalıada’da Gayrimüslimlere Yönelik Sistematik Tacize Karşı Göreve Davet Ediyoruz’ başlıklı açıklaması, özellikle gayrimüslimleri rahatsız etti.

YAZLARI Kınalıada’da geçiren Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink, ‘Sadece söylentilere dayanan haberlere abartılı yorumlar eklenince, o her zaman çalışmalarına güvendiğimiz İnsan Hakları Derneği büyük bir yanlışlık ve talihsiz bir açıklamaya sevk edildi’ dedi.

Haftasonları günübirlik gelen ziyaretçiler yüzünden Kınalıada nüfusunun her yıl olduğu gibi bu yıl da arttığını belirten Dink, bunun da birtakım sorunları beraberinde getirdiğini ifade etti. Bu sorunların ‘gayrimüslim azınlıklara yönelik sistematik taciz’ diye tanımlanması üzerine, söylentilere itibar etmeyerek gidip araştırma yaptığını ve anlatılanların neredeyse tamamının dedikodudan ibaret olduğunu gördüğünü söyleyen Dink, havuzuna zorla girilen evin Ankaralı bir Müslüman vatandaşa ait olduğunu belirtti.

Kınalı’ya günübirlik gelenlere karşı, ‘Ada sakinlerinin sorunlarına sahip çıkma adına’ zaman zaman ırkçı sayılabilecek tutumlar takınıldığını söyleyen Dink, sadece söylentilere dayanan haberler yapıldığını ve bütün bunların da İHD’yi, talihsiz ve yanlış bir açıklamaya yönelttiğini vurguladı. Dink, şöyle devam etti:

‘Hangi sistematik taciz? İHD bu tür mesnetsiz, araştırılmamış ve içi boş bırakılmış bir tespiti bu kadar kolay kullanabildi? Doğrusu anlayabilmiş değilim. İHD nasıl oldu da demokratik kimliğini böylesine kolayca bir kenara bırakabildi? İHD’ye her zaman için çalışmalarında destek sunmuş ve onlardan destek görmüş biriyim. Ama üzgünüm, bu kez yanlarında değilim.’

BELEDİYE BAŞKANI: TEK OLAY YOK

Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden de, İHD’nin açıklamasından sonra Kaymakamlık’ta sivil toplum kuruluşları ve cemaat temsilcileriyle bir araya geldiklerini kaydederek, azınlıklara yönelik sistematik taciz denilebilecek tek bir olayın bile yaşanmadığının bir kez daha teyit edildiğini söyledi. ‘Böyle bir şey olsa, önce biz üstüne gideriz’ diyen Başkan Özden, İHD açıklamasının hiçbir araştırmaya dayanmadığını savundu.

İHD İstanbul Şubesi yöneticileri de, açıklamanın duyumlara dayanılarak hazırlandığını ve biraz fazla aceleye getirildiğini kabul ettiler.

Adalılar gelenlere tepkili

Halim Bulutoğlu

(Adalılar Dergisi yönetmeni) İHD’ninki çok talihsiz bir açıklama. Bunlar, haftasonu kalabalığında yıllardır olan şeyler. Çok ciddi bir kalabalık geliyor. Soyunma kabini yok, tuvalet yok, zabıta yeterli değil. İnsanlar da ihtiyaçlarını buldukları her yerde gidermeye çalışıyor. Bunun için gelenlere yönelik bir tepki var.

Taciz değil arsızlık

Bercuhi Berberyan (Kınalı Kınalı kitabının yazarı) Sadece Kınalı’da değil, bütün adalarda hafta sonları hep sorunludur. Ama Kınalı hem en kolay ulaşılabilen ada, hem de iskeleden çıkar çıkmaz denize girmek mümkün. Bazen gelenler don gömlek dolaşıyor. Ancak bu arsızlığı, azınlıklara yönelik bir taciz olarak değerlendirmek doğru değil. Zaten hangi evin azınlıklara, hangi evin çoğunluklara ait olduğu kapısında yazmıyor ki.

İHD’nin açıklaması şöyleydi

‘Kınalıada’nın geçmişi yüzyıllara dayanan gayrimüslim sakinleri bir süredir dışarıdan adaya gelen kişiler tarafından taciz ediliyor. Plajlarda sözlü tacizlere, hakaretlere ek olarak, gayrimüslim adalıların kapıları çalınıyor, evlerinin tuvaletlerini, havuzlarını, balkonlarını kullanma talepleri, ‘yeter biraz da biz faydalanalım’ ve benzeri saldırgan sözlerle dile getiriliyor. Evlere bizzat gelinerek ifade edilen bu talepler doğrudan bir tehdit olarak algılandığı için büyük bir tedirginlik yaşanıyor.’
--

ADALAR POSTASI-116: derhal fok avini durdurun!



ADALAR POSTASI / 29 Ağustos 2005

İmza Kampanyası Davet Mektubu

2006 KANADA FOK AVI'NI DURDURUN...

Kanada Sonbaharda "2006 Fok Avı" Kotasını Açıklayacak... Konuşulan Rakam 350.000...

ULUSLARARASI İMZA KAMPANYASINA KATILIN...


Değerli Dostlarımız,

2003-2005 yılları arasında, Kanada'da yapılan "dünyanın en büyük deniz memelisi katliamında", daha birkaç haftalıkken, sadece kürkleri için, annelerinin gözleri önünde kafatasları sopalarla parçalanarak ve daha can vermeden derileri yüzülerek yok edilen "bebek fok" sayısı 925.109.

Dünya çapında başlatılan "Kanada ürünleri" boykotuna rağmen, Kanada Hükümeti 2006 yılında yapılacak av için kotayı sonbaharda açıklayacak. Konuşulan rakam 350.000 bebek fok.

Türkiye Gönüllüsü olduğumuz Sea Shepherd Conservation Society'nin başlattığı "Uluslararası İmza Kampanyası"nın internet versiyonu, "Foklar.Gen.Tr ve Seals.Gen.Tr" tarafından yönetilecek ve toplanan imzalar, Sea Shepherd Conservation Society ve tarafımızdan gerekli tüm bakanlık ve büyükelçiliklere ulaştırılacak.

Güney Afrika'da koruma altındaki fokları ateş ederek öldüren balıkçılara karşı başlatılmış olan "Silahsızlanma" kampanyasına göstermiş olduğunuz büyük destek için tekrar teşekkür ederiz. 24 ülke vatandaşlarından toplanan imzaların %58'inin Türklere ait olması hepimize gurur ve güven verdi. Birçok uluslararası organizasyon bizlerden övgü ile bahsediyor.

Sağduyumuzu, sevgimizi ve yüreğimizi tüm dünyaya gösterdik...

Şimdi yine tek yürek olma zamanı...

Yok edilen bizim dünyamız, bizim ekosistemimiz, bizim canlılarımız...

Lütfen bu maili tanıdığınız herkese gönderin...

Sonbahara fazla vaktimiz kalmadı...

Kota açıklandıktan sonra herşey için çok geç olacak...

Yüreklerinize sağlık...

Uluslararası İmza Kampanyasına Ulaşmak İçin Tıklayın...

http://www.foklar.gen.tr/imza/gbook.php?a=sign
--

ADALAR POSTASI-115: leylekler gidiyor!

ADALAR POSTASI / 28 Ağustos 2008

Bugun "Leyleklerin sicak ulkelere gitmesi" diye yaziyor Saatli Maarif Takvimi'nde!..


31 Mayıs 2007

ADALAR POSTASI-114: Vapurlarımız ve AKP...

ADALAR POSTASI / 28 Agustos 2005

Cumhuriyet Gazetesi / 28 Agustos 2005
PAZAR
Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr

Vapurlarımız ve AKP

Kabataş'ta katamaran yerinde durmuyor... Deniz var. Karaya verdikleri kapak alçalıp yükseliyor, ileri-geri hareket ediyor. Deniz, katamaranla oyuncak gibi oynamakta... Biraz daha, dalgalı denizde havlu atacak ve yolcular da Adalar'a modalara (kahvehane yaptılar), Bostancı'ya, Kadıköy'e, Boğaz'a gidemeyecek...

AKP'li İstanbul Belediyesi, Şehir Hatları 'nı devraldıktan sonra hızla vapurlarımızı devreden çıkarma çalışmalarına başladı. Melih Aşık yazdı, Boğaz vapurları artık Çengelköy'e kadar gidiyor, yolcular oradan motorlara dağıtılıyormuş. Konuyu izleyen gazetecilerden Funda Özkan da ihale ile İstanbul'a iki tane yeni katamaranın geleceğini duyurdu.. Behiç Ak , koltuğunun altında ''Vapurumu vermiyorum!'' afişleri ile dolaşıp duruyor.. Çiğdem Tugay , Adalarla ve vapurlarla ilgili gelişmeleri elektronik listesine gönderiyor...

Vapurumu vermiyorum , kampanyasıyla oluşan büyük kamuoyu ve medya baskısı karşısında belediyenin ilgili yöneticileri, ''Vapurları kaldırmıyoruz'' demesine rağmen, bildikleri yolda son hızla ilerliyor..

***

AKP'lilerin üç noktada tutumu 'nun altını çizmek gerekir:

Birincisi, yerellik konusundaki büyük palavracılıkları ortaya çıktı. Ankara'daki ''merkezi yetkileri'' yerel yönetimlere devretmek çabaları, liberal çevrelerden büyük destek almıştı. Biz de burada, niyetleri yerelin sesine kulak vermek değil... Ankara'dan ''Merkezi Cumhuriyet'' in kontrolündeki yetkileri, İslam kültürünün ''seçkin'' yerel yöneticilerine devretmektir, demiştik.

Şimdi vapurlar konusunda ''yerel'' in bu kadar sesi çıkmasına rağmen, katamaran yolunda şaşmadan ilerlemeleri, bu görüşü doğruluyor..

İkincisi, paranın kokusu konusunda müthiş hassas olmaları... Özellikle yüksek miktarlarda ve pahalı alımları seviyorlar. Türkiye'nin ekonomik durumuna göre davranan bir davranışları yok. 100 milyonlarca lira harcayarak katamaranlar alıyorlar.

Oysa vapurlarımızın hem de yenilerinin 5-10 milyon dolara İstanbul'a kazandırılabilecekleri, eskilerin elden geçirilip hızlandırılabileceği.. açıklandı.

Şüphesiz deniz otobüsleri İstanbul'a gerekli.. Ama bunlar pahalı işletmeleri olan araçlar. Vapurları öldürmeden, vapurların yerlerine onları koymadan, bir seçenek olarak İstanbul'a hizmet vermelerinden memnunuz. Fakat belediyenin anlayışı, giderek vapurları nostaljik araçlar düzeyine düşürmek.. müzelik yapmak... Sultan kayıkları gibi..

Peki denizlerimizi katamaranlaştırmada bu ısrar neden? Diyelim ki ihtiyacımız var! Neden tek satıcı? Neden uluslararası ihaleye çıkılmıyor, istediğimiz özellikte katamaranlar için teklif almıyoruz, rekabet ortamı yaratmıyoruz, koşulları kendi yararımıza iyileştirmiyoruz? Bu şirket, diğer ülkelere katamaranları kaça sattı?

Bu şeffaflık olmayınca paranın kokusu seçeneği devreye giriyor... 120 milyon dolarlık katamaranların doğrusu büyük rant getirisine ilişkin söylentiler kol geziyor.. Ucuz ve yerli üretim vapurlarımızın sıfır rantı, onların ölüm fermanlarının imzalanmasının temel nedeni mi?

***

Üçüncüsü, AKP'nin üretici değil tüccar tutumu... Alım satım, ticaret, komisyonculuk vb... yönetici kesimin esas karakteri... Tepeden tırnağa neredeyse! Erdoğan, en büyük kişisel parasını ''distribütör'' lükten kazandı... Tabii yarattığı siyasal hareketi de, gücünü ve ani atılımını İstanbul Belediyesi'ne borçlu..

Türkiye'de yeni iş sahaları açmak zorundayız... Bu ülkenin beyinleri, hayatlarını dış ülkelere satarak kazanmak zorunda kalmamalı.. Tersaneler açılmalı durmadan... Gemiler tasarlanmalı, üretilmeli... Böyle büyük, üretici beyinsel güç odaklarını yaratmak zorundayız, onları hatta uluslararası düzeylere yükseltmeliyiz.

Devlet ve belediyeler, ihtiyaçlarını gidermede önceliği, her zaman ülkemizin üretici güçlerinin gelişmesine vermek zorundalar.. Bu ülkenin insanları, yöneticileri olmalarının en belirgin anlamı buradadır.. AKP öyle mi?

Burada tasarlayabileceğimiz, üretebileceğimiz her şey, burada yapılmalıdır.. Başka ülkelerin gelişmiş teknolojilerine, beyin güçlerine yetişmemizin yolu budur.

Belediye, devlet, kamu yöneticileri kime hizmet edecekler? Gelişmiş ülkelerin teknolojilerinin daha da gelişmesine, zenginliğinin artmasına mı, yoksa ülkemizde durmadan yeni ve gelişkin iş sahalarının açılmasına mı?

AKP, küresel liberal düzenin uydusu ve aracı olarak, iktidarıyla, yerel yönetimleriyle bu ülkeye kötülük ediyor!..

Vapurlarımızı vermiyoruz!..

Bu sadece vapurlarımızın kuğu gibi İstanbul'a yakışmalarıyla ilgili bir mesele değil...

ADALAR POSTASI-113: Kınalıada'dan Hrant Dink şöyle yaziyor:

ADALAR POSTASI / 26 Ağustos 2005

Agos / 26/08/2005
Hrant Dink
hdink@agos.com.tr
--------------------------------------------------------------------------------

BİA (İstanbul) - Yaz boyu, Kinaliada sakinlerinin yasadigi hafta sonu
sendromunun yakin tanigiydim. Sonucta ben de ayni adada yasiyorum. Gerci bu
sendrom sadece bu yila ait de degil, on yillardir her hafta sonu, ada
sakinlerinin yasadigi bir gerceklik. Ne var ki, yil be yil artan
düzensizlikler, kimilerine göre artik had safhaya vardi. Öyle ki, azinlik
psikolojisinin de verdigi aliskanlik ve hazirlikla, bu düzensizligin
artisini "Azinliklara yönelik sistematik bir caba" olarak algilamaya meyilli
olanlar bile var.

Böylesi bir ortamda, bir basin mensubu olarak bizlere düsen sorumlulugun
bilincinde davrandim. Yapabilecegim tek bir sey vardi... Söylentilerle
yetinmemek ve her iddianin üzerine gitmek. Ne var ki, üzerine gittigimde
ise, ne bir iddia sahibi, ne bir iddia, ne de yetkili mercilere yansimis
önemli bir vakayla karsilastim. "Evin havuzuna zorla girmisler" diyorlardi,
gidiyor arastiriyordum, hakikaten böyle bir havuza musallat olma olayi vardi
ama ne zorlaydi ne de özellikle secilmis bir gayrimüslime aitti. Ankarali
Müslüman bir vatandasin havuzuydu, olay da, hafta sonu ziyaretcilerinden
birkac gencin delikanliligina bagislanacak muzirliktaydi.

"Evlerden su isteme, evlerin tuvaletini kullanma" sorunu ise en yaygin
olaniydi, ne var ki bunlar da cok dogaldi. Sonucta bu adanin hemen her
tarafinda umumi tuvaletler vardi da, insanlar buralari özellikle kullanmiyor
ve evlere musallat oluyor degillerdi. Bu adada bir tek umumi tuvalet vardi
ve böylesi bir kalabaligin yasandigi hafta sonlarinda böylesi vakalarin
yasanmasi da kacinilmazdi. Sonucta insanlar ya ortalikta ihtiyaclarini
giderecekler ya da birinin kapisini calmak zorunda kalacaklardi.

Esasen bu tür sorunlar sadece Kinaliada'ya mahsus da degildi. Diger adalarda
ve İstanbul sahillerinin tümünde bu ve benzeri düzensizlikler yasaniyordu ve
sadece sahil sakinleri degil, sahiller de isyandaydi. Eger yetkililer düzeni
saglamazsa, sahil sakinleriyle sahil misafirleri arasinda yasanacaklar
sadece bir gerginlik olarak kalmaz, boyutlari cok daha ileri ve
hesaplanamayacak noktalara erisebilirdi.

Bu acidan hemen herkesin üzerine düsen sorumluluk bilinci icerisinde hareket
etmesi gerekiyordu. Basinin üzerine düsen sorumluluk ise, bu gibi durumlarda
kat be kat daha fazlaydi. Yapilacak elestirilerde ve haberlerde sahil
sakinlerinin hakkini korurken hafta sonu misafirlerini asagilamak, hafta
sonu misafirlerinin hakkini savunurken sahil sakinlerinin yasadigi sorunlari
görmezden gelmek mümkündü. Dolayisiyla cok ama cok dikkatli olmak
gerekiyordu. Ne var ki bu dikkati ve özeni bazi cevreler gösteremedi. Ada
sakinlerinin sorunlarina sahip cikma kaygisiyla kimi zaman hafta sonu
sakinleri, Kirikkanat örneginde yasadigimiz gibi, kimi zaman irkci
sayilabilecek yaklasimlarla asagilandi. Sadece söylentilere dayanan haberler
yapildi ve bunlara bir de abartili yorumlar eklenince, iste nihayet, o her
zaman calismalarina güvendigimiz İnsan Haklari Dernegi büyük bir yanlisa ve
talihsiz bir aciklamaya sevk edildi.

İnsan Haklari Dernegi söz konusu olaylara iliskin yaptigi basin
aciklamasinda "Yetkilileri Kinaliada'da Gayrimüslimlere yönelik sistematik
tacize karsi göreve davet" etti. Hangi sistematik taciz? İHD bu tür
mesnetsiz, arastirilmamis ve ici bos birakilmis bir tespiti bu kadar kolay
nasil kullanabildi? Dogrusu anlayabilmis degilim. Nasil oldu da bugüne kadar
Hiristiyan misyonerlere özgürlük talep ederken, Afganistan uyruklu
olduklarini arastirarak tespit ettigimiz bir grup Müslüman misyonerin
özgürlügüne gayrimüslimleri onlardan korumak adina karsi cikabildi? İHD
nasil oldu da demokratik kimligini böylesine kolayca bir kenara birakabildi?
İHD'ye her zaman icin calismalarinda destek sunmus ve onlardan destek görmüs
biriyim. Ama üzgünüm, bu kez yanlarinda degilim.

Sorumluluk önemli bir kavramdir ve herkese ait olmalidir. Ve tabii biz
azinliklar acisindan, olmadik yerde sorun üreten, mizmizlik yapan konuma
düsmek de bir baska handikap. Bizim zaten gercek ve sistematik sorunlarimiz
var. Onlarin varligina kamuoyunu ikna etmek ise, bu tür üretilmis
fisiltilarla degil, gercek söylemlerle mümkün. Aksi takdirde, sürekli "Kurt
geldi yetisin, kurt geldi yetisin" diye insanlari kandiran, gercekten kurdun
geldigi gün ise kimseyi ikna edemeyen ve üzerine güldüren yalanci coban
konumuna düseriz ki, bu ise bizler icin cok daha büyük bir tehlike.

Biz azinliklar, hele de ülkemizin önünde 3 Ekim'de AB ile müzakerelere
baslamak gibi bir heyecan dururken, herkesten daha fazla hassas davranmak
zorundayiz. Yurtdisinda ellerini ovusturup Türkiye'den kötü ve karamsar
haberler bekleyenlerin kullanimina, asli ve astari olmayan haberlerin
sunulmasi tercihimiz olamaz. Üstelik bizler bu memleketin hamuruyla
yogrulmus insanlariz ve kapimizi bir bardak su icin calanlara ikinci bardagi
da ikram etmeyi, bir bardak suda firtina koparmaya her zaman icin yegleriz.

Cok sükür bu hamurumuzdan kaynaklanan sagduyumuzu hic ama hic yitirmedik.
(HD/TK)

ADALAR POSTASI-112: evinizi mi yedik?

ADALAR POSTASI / 26 Ağustos 2005

ADALAR POSTASI-111: Sinek uçtu!

ADALAR POSTASI / 25 Ağustos 2005

“ARZU ETTİĞİMİZ HUZURLU ÇALIŞMA ORTAMINI SAĞLAYAMADIĞIMIZ İÇİN SÜRESİZ KAPALIYIZ” diye yazıyor Sinek’in vitrininde!

Hani haftasonları açığız ve benzeri duyurulara sabretmeye zaten alışmış bizler için bu not uçup giden bir güzelliğin ardından tarifsiz bir hüzün veriyor!
Gelip geçen okuyor bu notu da hiç bir şey anlamıyor!

Mustafa Kuriş adında bir adam derdi her neyse içip içip dairesinin penceresinden her gece Sinek’e küfredip bağırıyor!
Ekseriya tehditler de savuruyor!
Gün geliyor silahını çekip ortalığa kurşun yağdırıyor!
Sarıyer Dondurmacısı, Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor da adamın zulasındaki ruhsatsız silahlar alınıyor!
Yahu Adalar’da neler oluyor?

Sinek uçtu gitti gider!
Peki ya bizler?
Uçup giden tüm güzelliklerin peşinden
Sadece bakıp kalacak mıyız?
Söylesenize bu tepkisizlik neden?

Leylekler de uçup gidiyor sonbaharın geldiği şu günlerde...
Tek tesellimiz ilkbahara yine dönecekler!
Sinek de leyleklerin peşi sıra uçup gitti! Peki dönecek mi geri önümüzdeki bahara?

ADALAR POSTASI-110: Kınalıada'da Gayrimüslimlere Yönelik Sistematik Taciz!

ADALAR POSTASI / 25 Ağustos 2005

BASIN AÇIKLAMASI

Yetkilileri Kınalıada’da Gayrımüslimlere Yönelik Sistematik Tacize Karşı Göreve Davet Ediyoruz

Kınalıada’nın geçmişi yüzyıllara dayanan gayrımüslim sakinleri bir süredir dışarıdan adaya gelen kişiler tarafından taciz ediliyor. Plajlarda sözlü tacizlere, hakaretlere ek olarak, gayrımüslim adalıların kapıları çalınıyor, evlerinin tuvaletlerini, havuzlarını, balkonlarını kullanma talepleri, “yeter biraz da biz faydalanalım” ve benzeri saldırgan sözlerle dile getiriliyor. Evlere bizzat gelinerek ifade edilen bu talepler doğrudan bir tehdit olarak algılandığı için büyük bir tedirginlik yaşanıyor.

Bunun yanı sıra tesettürlü kadın aktivistler, önceden belirlenmiş Hıristiyanların kapıları çalıyor, kendilerini içeri davet ettiriyor ve İslamiyet’e davet konuşmaları yapıyor, beraberlerinde getirdikleri Kuran-i Kerim’den bölümler okuyor. Birçok aile tepkiden çekindikleri için onları evlerine almak ve dinlemek zorunda kalıyor.

Ayrıca Kilise çıkışlarında “İslâm’da Allah inancını, Hazret-i İsa’nın durumunu kısaca özetlemek ve Hıristiyanları hidayet ve gerçek kurtuluşa davet etmek” amacıyla hazırlandığı açıklanan ve Hakikat yayıncılık tarafından basılan broşürler kilise önünde, ayin çıkışlarında dağıtılıyor. Broşürlerin kasıtlı olarak kilise kapılarında ayin çıkışlarında dağıtılması bir “eylem” niteliğini aldığından Hıristiyan yurttaşlar dini ibaretlerini güven içinde yerine getiremiyorlar.

Hıristiyan yurttaşların işlettiği işyerlerine yönelik saldırılara varan bu taciz olayları sırasında yaralanan bile olmasına karşın, terörize edilen Kınalıada halkı, bu kimliği belirsiz kişilerin daha fazla tepkisine neden olmaktan korktukları için güvenlik birimlerine başvurmaya da çekiniyorlar.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi olarak; yetkilileri acilen olayları araştırmaya, araştırma amacıyla ada halkıyla görüşülmesi durumunda bu görüşmelere insan hakları savunucularından oluşan bir heyetin de gözlemci olarak katılmasını sağlamaya, söz konusu tacizlere derhal son verilmesi için gereken bütün önlemleri almaya, kamuoyunu da bu konuda yetkilileri göreve çağırmaya davet ediyoruz.

İnsan Hakları Derneği
İstanbul Şubesi

ADALAR POSTASI-109: Tophane Çeşmesi...

ADALAR POSTASI / 14 Ağustos 2005




Güzel ile Faydalı

Ben arıya arı demem
Arının balı olmalı
Ben güzele güzel demem
Güzel faydalı olmalı
Güzel dediğin işe yaramalı
Kadın mı? Hamur yoğurmalı
Çocuk doğurmalı
Ağaç mı? Meyve vermeli
Çiçek mi? Kokmalı
Bayramdan bayrama neyleyim güzeli
Güzel dediğin her Allahın günü
Yanı başımızda olmalı
Yağmur misali hem gözümüze, hem gönlümüze
Hem toprağımıza yağmalı.
Güzel dediğin yağmur misali hepimizin olmalı.

Böyle olmasına böyledir ama güzel alıp başını bir yana gitmiş, faydalı bir başka yana, ha Ferhad ile Şirin, ha Kerem ile Aslı, ha da güzel ile faydalı. Aslını ararsan Ferhad Şirin’in, Kerem Aslı’nın, güzel de faydalının olmalı ama araya öyle dağlar, öyle bayırlar girmiş ki güzel ile faydalının hikayesi hepsini bastırmış: Bir yanda faydalı olabilmek için çırpınan güzel, öte yanda güzelleşebilmek için yanıp tükenen faydalı. Her halde bir çaresini bulmalı, eninde sonunda güzel faydalıya kavuşmalı. Bir güzel kadın tasarlayın ki hiç bir işe yaramıyor, ne hamur yoğuruyor, ne de çocuk doğuruyor, öyle put gibi duruyor. Bir ağaç tasarlayın ki ne meyve veriyor, ne gölge veriyor... Bu iki misali pek iyi seçemedim. Kadının güzeli hiç bir işe yaramasa, gider bir mecmuaya kapak olur. Ağacın kötüsü odun olur, kömür olur... Şöyle hiç işe yaramayan bir şeyler bulmak lâzımdı, ama bunu bulmak ne de güçmüş... İyi ki bahsimizin konusu bu değildi. Biz işe yarayan güzelin peşindeyiz.

Faydalı güzele İstanbul çeşmelerini örnek olarak vermeyi düşündüm. Alıcı gözü ile çeşmeleri dolaşayım dedim. İstanbul’un çeşmelerinin başlarına gelenleri görünce evvelâ çileden, sonra da nesirden çıktım.

İstanbul’un çeşmeleri
Genç yaşta sütü kurumuş analar gibi
Şahdamarları burulmuş
Kimi yıllardır su demiş yorulmuş
Bırakmış kendini sırt üstü güneşe
Çöp tenekesi olmuş.
Kiminin ocağına incir dikilmiş
Kiminin diri diri dilleri sökülmüş
Kiminin yerlerinde yeller eser
Taşıyla mermeriyle harman savrulmuş
Hele bir tane var Kabataş iskelesinde
Tam rıhtımın üstüne kurulmuş
Gemicilerin güneşten, tuzdan çatlamış dudaklarına
Serin serin tatlı tatlı su getirirmiş
Birden gözümün önüne Barbaros’un yiğitleri geldi
Yorgun argın seferden dönmüşler
İlk işleri çeşmeye koşmak olmuş
Ne gezer... Kurumuş

İnsan hali
Nasılsa bir tane unutmuşuz Tophane’de
Damızlık misali...
Tophane çeşmesi kapı komşumuz
Sık sık bulusup dertleşiriz
Yanında bir sıra kavak ağacı
Önünde tramvaylar durur
Çeşme dediğin böyle olur
Gürül gürül akar durur
Akar sebil sebil deyu
Tophane çeşmesi taştan
Yapanlar yılmamış işten
Tiftiğini sökmüşler mermerin
Avuç içi kadar boş yer komamışlar
Kabarmış karış karış her bir yanı gül gül
Saksıdan, meyvadan, nakıştan.

İşte güzel bir eser ki iş görüyor. İşte nefis bir mermer kabartma ki göbeğinden gürül gürül su fışkırıyor. Bu kabartmalar bizim dede yadigârı taş işçiliğimizin en güzel örneklerindendir. İnsanı şaşırtan bazan da mermeri yoran bu cömertlikle iki katlı bir ev boyundaki çeşmeyi baştan başa donatmışlardır. Ana nakış: Acaip bir saksıda yetişen çeşitli meyvelerden ibarettir. Öyle fidanlar ki kiminden elmalar sarkar, kiminden armut, kiminden de püsküllü mısır... Resimde, nakışta mantık arayanların kulakları çınlasın. İşte size hiç bir çeşit taklit mantığına düşmeyen mermer meyveler. Koparabilirsen kopar, ısırabilirsen ısır...

Tophane çeşmesini bazı nakışlarının yorucu olmasına rağmen faydalı güzele örnek olarak vermeyi düşünürken çeşme başında acayip bir tahta testi peyda oldu ve kafamı altüst etti. Hani şu bizim orman civarı köylerde çam kütüğünden yontulan testilerden.

Fakat ben bu kadar güzelini hiç görmemiştim. En ufak bir biçim zevki olan kimse bu testinin yanından elini kolunu sallayarak geçemezdi. İnsan muhakkak ona sokulmak, onu okşamak istiyordu. Güel heykellerin en belli hususiyetlerinden birisi de bu değil miydi? Yalnız gözlere değil avuçlara da okşama arzusu veren heykellere ne mutlu!.. Testisini yorgun argın bir kenara koyan kadın büyük bir muhabbetle mermer kabartmaları seyre daldı. Kabartmalara gelince, hepsinin gözü tahta testide. İnceden, beyazdan bir mermer fısıltısıdır başlamıştı. Kulak verdim: Bütün kabartmalar tahta testinin haliskan bir heykel olduğunu tekrarlıyorlardı. İçlerinden birisi dayanamadı, testinin adını sordu. Testinin adı çamçak’mış. Kastamonu köylerinden birinde yontulmuş. Kütüğün üstünde keskin çeliğin iştihalı ve muhkem dudakları hâlâ geziniyor. Çamçak her haliyle:


Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Keskin baltayla yonttular

diyor.

Tahta testiye hayran mermer kabartmalardan biri tombul bir sesle:

-Çamçak kardeş, seni yontan Allah için çok güzel yontmuş, ne yazık ki ne sen bu kadar güzel olduğunun farkındasın, ne de seni yontan kişi. Böyle olmasaydı sen kendini bu kadar sülî işlerde helâk etmez, bizim gibi, geçip baş köşeye kurulurdun. Seni yontan köylü de yaptığı işin değerini bilse çoktan Akademiye hoca olurdu. Sanat eseri her şeyden önce kendi değerini bilmeli. Kendini ağır satmalı. Bak biz hiç etliye sütlüye dokunuyor muyuz. Mermer sarayımızda yan gelir keyfimize bakarız. Meraklısı ayağımıza kadar gelir, bizi inceler, okşar, şımartır... Ben senin yerinde olsam taş çatlasa suya gitmez, ya bir müzeye kapağı atar, yahut da bir zenginin yaldızlı raflarına bağdaş kurup keyfime bakardım, dedi.

Tombul mermer kabartmanın sözlerini dikkatle dinleyentahta testi gülmeye başladı ve:

-Boşver mermer kardeş, dedi. Su testisi su yolunda kırılır.

Sonra benim büyük bir muhabbetle kendisine baktığımı görünce bana dönerek kabartmaları işaret etti ve:

-Güzel şeyler doğrusu, fakat haspalar amma da kendilerini beğenmişler ha... Bir de beni çamçak yontan ellerin değerini bilmemekle suçlandırıyor. Hiç de öyle değil. Beni alâlade bir çam kütüğü olmaktan kurtaran ellerin himmetini nasıl unuturum. Ona serin ve çam kokulu bir yudum su verdiğim zaman dünyanın en büyük sevincini duydum... Beni yontan eller nasırlı köylü elleriydi ama bu eller hem saban sürmesini, hem saz çalmasını bilirdi. Ben suya gelir giderken o elleri kaç defa öptüm. Hem suya gidip gelmek, susamış yorgun insanlara su taşımak niçin suflî bir iş olsun. Şu mermer kabartmalar, o kadar kendilerini beğenmişler ki sanki hepimiz buraya kadar onların elâ gözleri için gelmişiz. Beni asıl güldürten bu değil de, baş köşeye geçip oturmamı tavsiye etmeleri oldu. Biz aynı çam kütüğünden yontulma üç kardeştik. Kardeşlerimden bir tanesi evde memişhanede çalışır, halinden şikâyetçi değildir. Öteki sizlere ömür. Onu hatırladım da ondan güldüm. Bizi yontan köylünün boş vaktine gelmiş, oturmuş onun üstüne sıra sıra nakışlar oymuş. Birlikte suya gidip gelirken bizimkinin nakışları meşhur oldu. Üstüne bir de türkü yaktılar. Sen misin bizim çamçak kardeşte bir kurum, bir azamet. Artık suya giderken ahlayıp vahlamaya başladı. Meğer gözüne ocak başında bir yer kestirmiş. Nihayet istediği oldu. Bir paşa gibi baş köşeye kuruldu. Fakat ocağın ateşi bir yandan, susuzluk bir yandan, bizim sıra sıra nakışlı kardeş, günlerden bir gün kırk yerinden çatlayıverdi. Dedim ya, su testisi su yolunda...

Bedri Rahmi Eyuboğlu